2 bin yıl önce 2 bin yıl sonra

Pazar günü sandığa gidiyoruz. Geleceğimize oylayacağız. Dünyanın sonu değil elbet ama umarım güzel yarınların şafağı olur. Hayat devam ediyor, devam edecek. İnsanlığın binlerce yıllık yürüyüşünden, çağlar boyunca süren insan olma mücadelemizden bugüne ve bugünden de yarınlara bakabilsek daha doğru, sorumlu, nitelikli kararlar verebiliriz. Evet, insanlık yürümeye, güzel ülkemiz yaşamaya devam edecek fakat ömrümüz de belli. Bu sınırlı zamanı, taşıdığımız ömrü, yüklendiğimiz hayatı biraz soluk alarak, az biraz da olsa dinlenerek, ayaklarımızı uzatıp ellerimizde ensemizin altına koyarak geçirmek istiyoruz artık. Bütün toplumun buna ihtiyacı var. Böyle bir kafayla, böyle bir bilinçle gidelim sandığa. Kullanalım oyumuzu, kafamız rahatlasın ve dünden bugüne, bugünden yarına doğru büyük yürüyüşle yollarımız çakışsın. Rhodiapolis’e gidelim mesela. Ben gezdireyim sizi... Sözüm olsun. Rhodiapolis demişken, haydi biraz dolaşalım tarihin, doğanın, dünün, bugünün, yarının yollarında...

Bu toprakların güzel kentleri

Asıl adı Wedrei ya da Wednenehi... Likyalılar ona böyle diyordu. Helen kolonizasyonu çağında ise Rhodiapolis adını aldı. Özellikle internet üzerinde dolaşan iddialara göre Rodoslular tarafından kurulduğu için bu ismi aldı. Fakat bu bilgi yanlış. 2000 yılında yaşanan orman yangını sonrasında ortaya çıkan antik kente ilk kazma 2006 yılında Nevzat Çevik başkanlığında vuruldu. 2009 yılında ise kazıyı İsa Kızgut devraldı. Kazıya kısa bir ara veren İsa hoca geri döndü ve bu yaz yeniden kazma vurmaya başlayacak. Antik yazar Theopompos’un aktardığı ‘Mopsos’un kızı Rhodos’ öyküsünün bir şehir efsanesi olduğu vurulan ilk kazmayla birlikte ortaya çıktı. Kurucu Rhodos öyküsü, kolonizasyon çağında bölgeye çöken Rodosluların uydurduğu bir mitten öteye gitmiyor. Çünkü buluntular MÖ 8. yüzyıla kadar indi. Ayrıca kaya mezarları ve bulunan sikkelerdeki Likçe yazılar, kendin adının Wedrei olduğunu, Rodoslular gelmeden önce de burada yerleşildiğini, yaşandığını, yerli bir halkın soluk aldığını gösterdi.

Dar alanda kısa paslaşmalar

Antalya Kumluca’nın kuzeyinde kurulu Rhodiapolis bir şehircilik harikası. Nevzat Çevik şöyle anlatıyor kenti: “Dar ve uzun arazide oldukça başarılı kompakt bir şehir yaratılmıştır. Tiyatronun üst katlarında oturan birisi kent merkezinde bulunan tüm kamu yapılarını bir arada görme şansına sahip. Yapılar arasında neredeyse cadde ve sokak boşlukları dışında bir boşluk bulunmadığı gibi, yapılar birbirleriyle organik bir bağ içerisinde inşa edilmiş. Oldukça eğimli olan arazide yapılaşmaya olanak tanıyan çok sayıda teras, çoğunlukla sarnıçlardan oluşmuştur. Bu akılcı çözümler hem kentin su ihtiyacını karşılamış, hem de yapılara uygun düzlükler sağlamıştır”. Kentin simge yapısı Opramoas anıt mezarıdır. Duvarları Opramoas’ın bütün resmi ilişkilerinin sıralandığı 64 yazıtla kaplı anıt mezar; tiyatro sahne binasının arkasındadır. Anıt mezardaki yazıt, Anadolu’daki en uzun ikinci eski Helence belgedir. Bir restorasyon faciasına uğrayan anıtın üstünde durduğu agora ve iki katlı stoa da dar alanda şehirciliğin en özgün örneklerinden biri. Anıtın güneybatısında ise yine iki katlı Opramoas Stoası uzanır. Tiyatroya gelenler bu stoanın sütunlu duvarının önünden geçer. Tyatronun üst kısmında, batıya doğru, bir kilise göze çarpar. Kilisenin koruma duvarlarında tiyatronun parçaları, özellikle koltukları kullanılmıştır. Kiliseyi geçtikten sonra başka bir özgün yapı bekler bizi. İki köle kadının kendilerine özgürlüklerini veren eski efendileri için yaptırdıkları bir kenotaph. İçinde gömü olmayan bu anı mezar Helenistik dönemden kalma. Rhodiapolis’in nekropolü kentin doğu, güneydoğu ve kuzeyinde yoğunluk gösterir. Nekropol alanlarının en ilginç yapısı, Likya dilinde kitabeli kaya mezarıdır.

Herakleitos’un tıp fakültesi

Rhodiapolis’i Likya kentleri içinde en öne çıkaran kamu yapısı ise, ünlü hekim Herakleitos tarafından kurulan ‘asklepieion’, yani hastane. Asklepion kompleksi içinde, Herakleitos’un 60 ciltlik eserinin de yer aldığı bir tıp kütüphanesi tespit edildi. Kütüphanenin ortaya çıkarılması asklepion kompleksine antik çağın tıp fakültesi karakteri kazandırdı. Hastanenin avlusunda yer alan daire planlı yapının bir tapınak ya da Herakleitos’un anıt mezarı olduğu düşünülüyor. Asklepion kompleksinin batı ucunda, caddeyi kesecek şekilde yapılmış bir tapınak da ayağa kaldırılmış durumda. Bu tapınak, sağlık tanrısı Asklepios ve kızı hijyen tanrıçası Hygeia’ya adanmış bir yapı. Tapınağın önünde Herakleitos için yazılmış bir şiir de sizi bekliyor. Asklepionla aynı sırada yer alan iki bina da dikkat çekici. Bunlar tanrılaştırılmış imparator Hadrian onuruna yapılmış olan Hadrianeum ile Opramoas’ın annesi ve babası için inşa ettirdiği tapınak mezar. Asklepion ile Hadrianeum arasında uzanan stoadan ise fazla iz kalmamış.