28. Beton santrallerine yer bulmak.
Emekli olduktan sonra, Sabancı Gurubunda işe başlamıştım. Sabancı gurubunun, Milas Güllük İskelesinde, depolama yerleri vardı ve iskeleden ihracatları söz konusuydu. Önce depolanacak mal için, maden depolama sahasından yer veya yerler satın alınmalıydı.
Güllük İskelesi’nden ihracat yapmak, benim için çocuk oyuncağıydı. Bilgisiz bazı elemanlar, navlunu düşürmek için 30,000 tonluk gemi kiralamışlardı. Bu geminin Güllük İskelesi’ne yanaşacağı yer, iskelenin alnıydı. İskelenin alnına sadece bir gemi yanaşabildiğinden, sırasının gelmesi beklemek zorundaydı. 6000 Dolar’a günlüğü kiralanan gemi, en az 20 gün iskeleye yanaşmak için bekliyordu. Yani ihracattan kazanılacak bütün parayı, bilinçsiz yapılan antlaşmalar sonucu, navlun gideri götürüyordu. Oysa daha küçük gemilerle, hiç beklemeden, aynı ihracatı yapmak mümkündü. Küçük gemilerin navlunu 1-2 dolar farklı olabilir ama demoraj denen gecikme cezasını ödemezdiniz.
Güllük İskelesi, o tarihlerde özel çalışıyordu. İskelede çalışan işçiler, Kamyon Taşıyıcılar Kooperatifinin elemanlarıydı. Hızlı ve tempolu çalışmaları için, iskele civarındaki yerlere yaptırdığı pidelerle, işçilerin gönlünü alıyor, bu tür bir şeyin, onları nasıl mutlu ettiğini gözlemliyordum.
Stoklama sahalarında yer satın almalara gelince: İşin en zor tarafı bu kısmıydı. Turgutreis’te yaşayan kayınbiraderim vasıtasıyla tanıdığı öğretmen emeklisi Yusuf Hoca, bu konuda çok yardımcı oldu. Yer sahiplerini ikna için, birlikte dağ köylerine bile çıktık. Neticede Sabancı gurubuna, 2-3 parça çok kıymetli arazileri kazandırdık. Milas’ın Güllük İskelesinden ihracat ve maden stoklama sahalarının kullanılması; Sabancı gurubunun ortağı olan Belçika şirketi hisselerini Alman gurubuna devredinceye kadar devam etti.
Alman ortaklıklar işe başlar başlamaz, Güllük İskelesinden yapılan ihracatı verimsiz ve buralara yapılan yatırımı lüzumsuz buldular. Çünkü Alman firmasının kökü, toprak gurubuna, dolayısı ile madenciliğe dayanmıyordu.
Almanlar Belçikalılardan hisseleri alana kadar, haftada en az bir defa gittiğim Milas seyahatleri, Almanlar işe başladıktan sonra sonlandırıldı. Antalya merkeze döndükten sonra, bir müddet, gemi ile Mersinden gelen çimento taşıyıcılarına nezaret ettim. Gemilerin çevreye zarar vermeden, düzgün çimento taşımaları için, gemi kaptanlarının alması gerekli önlemeler üzerinde çalışmalarda bulundum. Örnek olarak: Geminin yükü sadece dökme çimento olduğuna göre, gemi ambar kapakları, liman ağzında açılmaya başlanmalıdır. Bu işlem, deniz melteminin başlama saati olan öğle sularından önce olmalıdır. Her açılan ambar kapağı, bir miktar toz çıkartmaktadır. Bu ambar kapağı açma işlemi limanın girişinde yapılırsa, daha doğru olacaktır. Rıhtıma yanaştıktan sonra açılırsa, ortaya çıkan tozdan, rıhtıma yakın her şeyi etkilemektedir. Yani kurallar aynen işlemeye başlayınca, sorun çözüldü ve çevreden gelen şikâyetler, azalmaya başladı.
Limandaki silonun çimentosunun büyük bölümü paketlenip, piyasaya veriliyordu. Diğer bölümüyse “silobaslar” ile beton santrallerine gönderiliyordu. Güllük İskelesinden sonra, Çimsa şirketinin elemanı olmuştum. Buranın yöneticilerinden gelen istek doğrultusunda; Konyaaltı ve Manavgat taraflarında, beton santrali yeri aramaya başladık.
Bir denizci için zor durumlar, tekrar başlamıştı. Konyaaltı Belediye Başkanı Hasan Bey (merhum) tanıdık olduğundan, çok yardımcı oldu. Hatta belediyenin bir yerini de Çimsa’ya kiraladı. O sıralar Konyaaltı belediyesi yeni kurulmuş, paraya çok ihtiyaç duyar haldeydi. Çimsa’ya yerlerini kiralamaları, belediyelerine yarar sağlıyordu.
Manavgat tarafında, hiç tanıdığım yoktu. Yinede eşi- dostu araya koyup, Belediye Başkanlarıyla irtibat sağlamaya çalıştım. Yeri gelmişken; Sevgili arkadaşım Hasan Canöz Beyin, o günlerde bana verdiği desteği unutamayacağımı söylemeliyim. Kendisi sağolsun, onun sayesinde, o civardaki bir belediye başkanının ailesine ait araziyi, çok uygun şartlarda kiraladık. Çalıştığım Çimsa firması da çok mutlu oldu.