​29. Salıpazarı limanı kapandı. Yeni görevim.

Sayın Bedrettin Dalan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu günlerde, basına verdiği demeçlerden; Salıpazarı- Tophane limanının kapatılacağını duymaya başlamıştık. Bu senelerde, Ulaştırma bakanı olan Sayın Veysel Atasoy, hem tanıdığım, hem hemşerimdi. Üstelik aramızda son derece iyi sayılırdı.
Salıpazarı limanından ayrılmış, Merkez limanlar Müdürlüğünde göreve başlamıştım. Veysel Beyle birlikte yaptığımız Doğu Karadeniz gezisinde bu durumu sormuştum. Bana “Şehir içinde kalmış bir liman, Bedrettin Bey limanın oradan taşınmasını istiyor” deyince; Ambarlara, antrepolara TIR’ların getirdiği onca yükün, ne olacağını sordum. O da bana “İçerenköy’de TIR’lar için yapılacak depoların, herkese yeteceğini” söyledi.
Salıpazarı limanı için, tehlike çanları çalmaya başlamıştı. Biz limancılar, burası için “limancılığın okulu” derdik. Yıllar önce (Sivastopol harbinde 19840) burasını Fransızlar düzenlemişlerdi. Daha sonra 1950’li yıllarda STFA firması, denizi biraz doldurarak, liman sahasını inşa etmişlerdi. Fransızların yaptığı rıhtımlar ve ambar binası, Karaköy (Deniz Hastanesi ve Paket Posta hanesi dahil) tarafında kalmış. Kılıç Ali Paşa Cami hizasından, Fındıklı’ya kadar uzanan sahada, düzgün bir firma olan STFA tarafından kazıklar üstüne oturtulan 3 adet ambar binası ile arka tarafta 3 adet antrepo inşa edilmişti. Antrepoların caddeye bakan yüzleri ise İşletme binalarına ayrılmıştı.
Denizcilik işletmelerinde iktidar partisi olan ANAP’ın rüzgârı esmeye başlamıştı. Yeni Genel Müdürün, çok sert ve tavizsiz bir adam olduğu söyleniyordu. İzmir “Tariş” firmasından kuruluşumuza transfer olmuş İsmail isminde bir arkadaş “Birlikte çalışalım” teklifi yaptı. Bu teklifi yapan arkadaş, Denizyolları İşletmesinde Daire Başkanıydı. O sıralar Denizyolları Müdür olan, Sevgili İrfan kardeşim de o Dairede Başkanlığında İsmail Beyle beraber çalışmam konusunda, çok ısrar ediyordu. Genel Müdür de beni çağırıp, teklifini yapınca, kabul ettim.
Yeni görevim, Denizcilik İşletmeleri Yatırımlar Müdürlüğüydü. İyi de ben teknik biri değildim. Bu görev, birazda teknik konular içeriyordu. Yeni Genel Müdür ısrarcı olunca, bende pazarlık ettim. Kendime göre ekip oluşturacağımı ve bu teknik ekibi kurarken “bana peşinen yetki verilmesin” istedim. Hemen kabul etti. Belli ki atanmamda, bakanımız Veysel Atasoy’un etkisi bulunuyordu.
Hemen işe giriştim. İşletmelerde ve tersanelerde ne kadar sürülmüş, köşede kalmış, hatta siyasi düşünceleri nedeniyle terfi ettirilmemiş mühendis varsa; onlarla görüşüp, kafama yatanları yanıma aldım. Yakın bir ağabeyimizin kardeşi olan, huysuz biri olduğundan, çalıştığı bölümlerde pek istenmeyen Şerif Sezeri, Müdür Yardımcısı olarak teklif ettim. Aslında Şerif Sezer, eğitimi itibarıyla, çok uygun bir adaydı. Maarif Koleji ve Hukuk Fakültesi mezunuydu.
Ben Antalya’ya tayin olduktan sonra, iş kavrayışı mükemmele yakım olan bu arkadaşa, kendi görevimi devrettim. Fakat tanrı ona yeterli ömür süresi vermemişti. Antalya’da görev yaptığım sıralarda, o vefat ederek, hepimizi çok üzdü.
Kurduğumuz, Denizcilik İşletmeleri Yatırımlar Müdürlüğü, kısa zamanda çok sükse yaptı. Topladığım bu yeni ekibi, ilk başlarda herkes tebessümle karşılarken, sonra takdir etmeye başladılar.
Yaptığı işlerden bazı örnekler vermek gerekirse: O sıralar çok yoğunluk kazanan Eskihisar- Topçular araba vapurlarının 62 arabalık kapasitesini, yeni vapurlarda 112 arabaya çıkarttık. Sadece bu iş, başlı başına bir olay olmuştu. Yardımcım olan Şerif Sezer, Hollanda firması ile görüşerek Denizyollarının Marmara hattında çalışan gemilerinde görülen, ana makine blokları çatlağını, , ücret ödemeden onarımını sağladı. Daha nice bunun gibi konulardan, benim ekibim “alnının akıyla” çıktı. Hepsini şükran ve sevgi duygularıyla hatırlarım.