Ani Harabeleri

Kadim bir şehir düşünün; kökleri Demir Çağı’na kadar uzanıyor. Üzerinden onlarca medeniyet geçmiş, her bir dokunuşun izlerini taşıyan mistik bir şehir. Tarihi hakkında hiçbir şey bilmeseniz bile girişteki şehir surlarını gördüğünüzde buranın büyük bir şehir olduğunu anlıyorsunuz. 


Açıkçası böyle büyük bir şehirle karşılaşacağımı hiç tahmin etmemiştim. Bizim zamanımız oldukça kısıtlıydı ve Sarıkamış’taki snowboard deneyiminden dolayı da vücutlarımız biraz pertti. Birer zombi gibi yavaş hareket ediyorduk. Yürüyerek burayı gezmemiz mümkün değildi.
En hızlısından ziyaret etmek için girişten elektrikli fayton kiraladık ve zamanda yolculuğumuz başladı. Şehir kapısından giriş yaptık. Faytondan gaza gelerek arkada yüklü kervanlarımız varmış gibi şehre giriş yaptık ve sürprizzzz…


Coğrafya kaderindir. Biz Helenistik, Roma dönemine alışkınız. Gözüm antik tiyatro, agoralar sütunlar, çeşmeler, heykeller arıyor.  Alışkın olduğumuz şey mermer; burası bambaşka bir dünya,
Anadolu’nun Kafkaslardan Orta Asya’ya açılan kapısı; Ermeni, Gürcü, Selçuklu ve Bizans kültürlerinin buluştuğu bir yer. Medeniyetlerin beşiği; 20'den fazla medeniye ev sahipliği yapmış, geçiş ve konaklama merkezi olmuş. Ticaret merkezi olmasının yanı sıra inanç merkezlerinden biri. 'Binbir kilise' şehri olarak da biliniyor. Kırka yakın klişe ve şapel var.
Surların arkasındaki şehir ağzımızı açık bıraktı. Soluduğumuz hava bile değişti. Nereye bakacağımızı şaşırdık. Arkamızda kalan surlara mı, yoksa etrafımızdaki yapılara mı ya da hemen karşımızdaki Ermenistan Bayrağı’na mı?.. Sınırdaydık. Bu yakınlık bile tuhaf geldi.

Biz ne kadar yavaşsak faytoncumuz da bir o kadar hızlıydı. Sanki şehre kaçak giriş yapmışız ve arkamızdan şehir muhafızları bizi kovalıyormuşçasına hızlı sürüyordu. Yapılar taş ve toprağın devamı olarak kendiliğinden yükselmiş gibi görünüyordu. Renkler büyüleyiciydi. Taşlık ve çamurlu bir yolda faytonun içinde bir oraya bir buraya savrulurken kahkaha ve çığlıklar eşliğinde ilk durağımız belki de şehrin gözbebeği Ani Katedrali oldu.


Ani Katedrali
Ermeni Krallığı’nın en refah ve büyüklüğüne bakılacak olursa en kalabalık olduğu dönemde inşa ediliyor. Mimarı ve bağlantısı çok ilgimi çekti. 1000 yılların başında inşası biten katedralin mimarı, bizim Mimar Sinan gibi imparatorlara eserler yapan usta mimar Trdat. Ani inşasının başladığı dönemde İstanbul’da büyük bir deprem olur ve Ayasofya’da bu depremden payına düşeni alır. Bizans usta mimardan yardım ister ve Trdat Ayasofya’nın kubbesini onarır. Büyük Selçuklu Sultanı Alpaslan burayı aldığında bu katedrali Fethiye Camii’ne çevirerek ilk cuma namazını burada kılar. Yıllar sonra Fatih Sultan Mehmet de İstanbul’u aldığında o da ilk cumasını Ayasofya’da kılmıştı. Ölümsüz eserler bırakmak böyle bir şey olsa gerek iki hükümdar da aralarında yüzyıllar olmasına rağmen aynı mimarın elinden çıkmış eserlerde aynı tarifeyi uygulamış.
Alparslan’dan sonra Gürcülerin eline geçerek tekrar kiliseye çevrildi. Depremlerden büyük zarar gördü. 30 metre yüksekliğindeki katedral, mimarın tekniği ile daha yüksek ve heybetli görünüyor. 3 girişi bulunuyor. Biri prens, biri patrik, biri de cemaat için. Bu yapıyı gotik mimarinin öncüsü olarak kabul edenler de var. Kimbilir, belki de Trdat 200 yıl sonra ortaya çıkacak bir stile ilham kaynağı olmuştur.