Antalya acı vatan

Antalya, Güldür Güldür Show’a mizah malzemesi oldu. Hem de kara mizah. Gülüyoruz ağlanacak halimize. Mevzu şu; mütevazı bir ailenin atama bekleyen hemşire bir kızı ve öğretmen bir oğlu var. Aile heyecanla bilgisayar başında atama sonucu bekliyor. Pat, kızın ataması çıkıyor. Hem de Antalya’ya. Aile yıkılıyor. Kız şaşkın... “Bizim kızımız Antalya’da ne yapar, nasıl geçinir orada?” diye ağlıyor anne. Baba, “Sen Rus oligark mısın? Hemşiresin sen, etin ne budun ne?” isyanında. Kendisi de atama bekleyen öğretmen abi, “Benim bir arkadaşımın Antalya’ya tayini çıktı. Önce özel ders, sonra online eğitimler, pavyona kadar düştü”. Niye? Eee, 13 bin lira maaş alıp 20 bin lira kirayla evde oturmak kolay iş mi? Bir tarafında Ruslar, Ukraynalılar, diğer yanda zengin Araplar. Türk Lirası kazanıp dolarla kira ödemek kolay mı? Tabii ardından da öğretmen oğulun tayini açıklanıyor. O da Bodrum... Aile tam perişan. Hal-i pürmelalimiz budur. Ne eksik, ne fazla...

‘Güldür Güldür’ yaşanan pahalılık

Antalya, Bodrum gibi Akdeniz kentlerinin artık yaşanmaz hale geldiği memleket genelinde biliniyor. Yakına kadar İstanbul için kullanılan ifadeler artık Antalya için söyleniyor. İstanbul’da problem trafik keşmekeşiydi, Antalya’da ise astronomik kiralar. Ekonomik krizin, hayat pahalılığının, patlayan enflasyonun, fırlayan döviz kurlarının üstüne, bir de bu kira karambolü eklendi. Kimse Antalya’ya gelmek, yerleşmek, buraya tayin olmak istemiyor. Bir zamanların yıldız kenti, atanmak için sıraya girilen, torpil aranan memleketi Antalya’da yaşamak artık kabusa dönüştü. Komedi programlarının bile diline düştük. Başka kentlerde yaşayanlar acıyor bize. Bu da bir afet aslında... Fakat literatürde, devlet yönetiminde, terminolojide karşılığı yok şimdilik. Nedir bu afet? Rus-Ukrayna savaşından dolayı Antalya’ya nüfus akışı... Cepleri, çantaları dolarla dolu bu nüfus, kiraları yükseltip bir yıllık, iki yıllık da peşin ödeyince Antalyalılar ev bulamaz hale geldi. Allem edip kullem edip kiracısını çıkartan ev sahipleri astronomik fiyatlarla Ruslara, Ukraynalılara, Araplara kiraladı dairesini. 3-4 bin lira düzeyinde seyreden kiralar oldu 15-20 bin. Boş ev yok. Olsa bile keseye uygun değil.

 

Kepez’e doğru sosyal demokrat göç

Sosyolojik ve demografik bir dönüşüme de yol açıyor bu durum. Örneğin Konyaaltı, Muratpaşa gibi deniz kıyısı ilçeler Rus akınına uğrayınca buradaki yerli nüfus Kepez’e sığınmak zorunda kaldı. Astronomik kiraları ödeyemeyen, bütçesine uygun da ev bulamayanlar Kepez’e taşınmaya, Varsak’tan filan ev bakmaya başladı. Bu sosyoloji ekonomiyi etkilediği kadar, yakın bir tarihte siyaseti de şekillendirmeye başlayacak. Çünkü Muratpaşa ve Konyaaltı’ndaki sosyal demokrat seçmenin bir bölümü artık Kepez’de yaşıyor. Son genel seçim sonuçlarına bakın, Kepez’deki bu dinamiği görürsünüz. Kira krizi yakın bir tarihte yeniden hortlayacak. Üniversiteler açılınca ciddi bir barınma sorunu gündeme gelecek. Devletin yurtları her zamanki gibi yine yetmeyecek. Zaten yeni bir yurt yapılmadı hatta yatak bile eklenmedi geçen seneden bu yana. Yurt bulamayan öğrenci ve veliler kiralık ev bakınacak ama ara ki bulasın. 3-4 öğrenci bir araya gelse kirayı karşılayamaz. Halkın, emekçi ailelerin, üniversiteyi bitirip hayatını kurtarsın diye canını dişine takarak okuttuğu çocuklar için Antalya bir cehennem artık. Çünkü mesele sadece kira parasından ibaret değil. Bunun kitabı var, defteri var, yemeği var, ulaşımı var, kantini var, fotokopisi var, bir yerde oturması, iki çay içmesi var. Kaç aile kaldırabilir bu masrafları? Antalya’da üniversite kazanan birçok öğrencinin okula başlayamayacağı, eğitim alamayacağı anlamına geliyor bu tablo. Pandemi sürecinde uzaktan okul, geçen sene deprem nedeniyle uzaktan okul, şimdi de kira krizi yüzünden gidilemeyen üniversite, alın size Antalya’da eğitim-öğretim fotoğrafı...

Ekmeğimizi yağmalayan iktidar

Kentin gittikçe keyifsiz hale geldiğini hem ruhen, hem bedenen hissediyorum. Bir yavanlık yayılıp gidiyor, derinleşiyor, her tarafa bulaşıyor sanki. Sadece sıcaktan kaynaklanan bir şey değil bu. Çünkü yeni bir olgudan bahsetmiyorum, bir süredir tanık olduğumuz, fakat bilince çıkartmadığımız, ilgilenmediğimiz, ilgilenmek istemediğimiz, belki ‘geçer gider’ diye baktığımız bir atmosfer, sosyolojik bir durum var etrafımızda. Bir yandan ‘Bezgin Bekir’lere dönüşürken diğer yandan da bütün yaşam alanlarımız daralıyor, küçülüyor, yok oluyor. Şimdilik Muratpaşa’yı, Konyaaltı’nı bırakıp Kepez’e sığınan yerli nüfus, yakında tümden Antalya’yı da terk etmek zorunda kalır mı? Bir tersine göç süreci başlar mı? Çok da uçuk bir düşünce, absürt bir ihtimal değil bu. Bildiğimiz kavramlarla açıklayabileceğimiz bir durum da değil üstelik. Yani birileri gelip topraklarımızı işgal etmiyor, bizi zorla sürmüyor. Kendi mülkümüzü, yurdumuzu kendimiz satıyor, kentimizi peşkeş çekiyoruz. Devleti elinde tutanlar yüzünden ekonomi berbat, paramız pul oldu, emeğimiz soyuluyor, ekmeğimiz yağmalanıyor, başımızı sokacak ev bulamıyoruz. Ne yapacağız? Bunu düşünen bir devlete sahip değiliz ne yazık ki...