Antalya'da Kasım halleri

Antalya'nın gölgesini ayrı, güneşini ayrı sevdiğimiz günlerinden geçiyoruz. Çocuklar gözümüzün ucunda, parkta çığlık çığlığa oynayadursunlar… Kahvemizi elimize alıp, denizi izleyecek kadar vakit de yarattık mı kendimize, oturuyoruz sakince bir yarım saat.Pek de ciddi şeyler düşünmeden keyif aldıklarımızla, keyifle…

Kahveler bitince ''haydi'' diyor birileri… Önümüzde uzanan yeşil yollar boyunca, denize paralel yürüyoruz. ''Çok güzel şehir Antalya'' diyor birisi. Dünün toplantı stresini atmış, yenilerini de şuan pek düşünmüyor belli ki.

Bazen ufak manevralar yaparak, bisikletlilere yol veriyoruz.Dört tekerlekli küçük bisikletiyle öndekileri takip eden çocuğun başını okşuyoruz. Babasıyla haftada bir de olsa oyun oynama keyfine dalmışken, kendisini dinlemeyeceğini bilerek ve tatlı tatlı tebessüm ederek sesleniyor annesi ''Oğlum, dikkat et.''

Biraz ilerde meditasyon yapan bir kalabalık görüyoruz. 'Aslında eşlik etsek, iyi gelmez mi şu geçen haftanın yorgunluğuna' diye geçiyor içimizden…Onları izlerken arkadan bize yetişen arkadaşımız mırıldanıyor ''Bazen mola vermek lazım. Bu hızda, ruhumuz bedene başka türlü nasıl yetişir?'' Onaylıyoruz başımızla, belki yeni haftaya başlarken aklımıza gelir de, daha az hırpalarız kendimizi umuduyla.

Sırt sırta vermiş kitaplarını okuyan sevgililer görüyoruz. Sayfalardan notlar paylaşıyorlar birbirleriyle. Evime döndüğümde kitap okuma isteğiyle doluyorum altını çize çize…

Çimlere boylu boyunca uzanmış müzik dinliyor bir genç. Bu şehrin her mevsimine yakıştırdığım şarkılar vardır, herkes gibi… Kulağıma geliyor ezgileri.

Birileri de yaslanmış ahşap korkuluklara, hayallerini de bulaştırıp kalemlerine, resmediyorlar gördüklerini. İçindeki en yüksek sesi bile, yeri geldiğinde sessizce anlatabilmenin gücü, ne muhteşem bir yetenek diye geçiriyorum içimden.

Ağacın altında uyutmaya çalışıyor bir anne bebeğini. Komşunun çocukları da gelmiş bu kez, şakalaşıyorlar köşede.

İki arkadaş, çoğu sabah yaptıkları gibi, sokaktaki dostlar aç kalmasın diye, yiyecek bir şeyler bırakıyorlar. Herkes gibi onlar da biliyor bu şehir tüm canlılarıyla güzel.

Köpekleriyle yanımızdan geçenleri izliyoruz. Yarış yapar gibi koşsalar da, öne geçen arkadakini merak edip dönüp dönüpbakıyor muzırca. Bu oyun eve kadar böyle sürüyor belli ki.

Düşünüyorum denize bakarken…

Gözünün gördüğünü, sözlerin yeter mi bir başkasına aynı sıcaklıkta hissettirmeye? Dokunduğun çimenler, aynı renkte mi gözükür herkese? Yoksa yanına gelip oturan birileri, çiçeği de fark eder mi kasım ayına inat, büyüyen.

Aramızdaki sessizlik bozuluyor.

'Ne güzel' diyorbiri, 'Yüklerimizdenbiraz uzaklaşıp da, şehrin bu yüzüne teslim olduğumuzda, ne huzurlu yaşamak, ne dostça.'