ANTALYA 6'ncı Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmanın üçüncü gününde, yargılama takvimi kapsamında savunması alınmayan son sanıkların beyanlarına geçildi. Mahkeme heyeti, öğle saatlerine kadar sanık savunmalarını tamamlamayı hedeflerken günün ilk dikkat çeken savunması iş insanı Ali Yılmaz'dan geldi.
'DOSYADA ADI GEÇEN ÇOĞU KİŞİYİ TANIMIYORUM'
Savunmasında ticari faaliyetlerinden ve Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek ile olan diyaloğundan bahseden Ali Yılmaz, dosyada yer alan para transferlerinin bir zorlama değil, dostane bir rica üzerine yapılan yardımlar olduğunu savundu. Yılmaz, mahkeme huzurunda şu ifadeleri kullandı: "Aylık gelirim 40 milyon TL’dir. 1500 çalışanım vardır. Birçok sektörde faaliyet gösteriyorum. Şirketlerin bir kısmı ortaklı, bir kısmı ise sadece bana aittir. Ortaklı şirketlerin icrasında birebir bulunmam mümkün değildir. Finike Döviz’in yaptığı işleri ortaklarıma devrettim, kendileri yürütmektedir. Dosyada adı geçen birçok kişiyi tanımam. Çoğunu hiç görmedim."
'BU İŞLERE KARIŞMIYORUM'
Aldığı ihalenin iptal edilmesi nedeniyle Muhittin Böcek'ten randevu istediğini ancak Böcek'in bu işlere karışmadığını söylediğini beyan eden Yılmaz, "Başkan ile görüştüm. Almış olduğum ihalenin iptal edilmesiyle alakalı sitem de denmez ama bu konuyla ilgili randevu istedim. Kendisi bana 'Ben bu işlere karışmıyorum, Ali abi' dedi. Altıntaş’ta otel projem var, o da başlayamadı. Bununla alakalı da kendisinden randevu istedim. 'Ali abi biliyorsun, bir takım zorluklar çıkıyor. İnşallah çözersin' dedi. Restoran işi de yapıyorum, onun ruhsatı ile alakalı da yardımcı olacağını söyledi, ancak o da öylece kaldı" dedi.
'NEDEN BURADAYIM ANLAMADIM'
Gökhan Böcek'i tanıdığını ancak eşi ve eski eşini tanımadığını söyleyen Yılmaz, "Gökhan Böcek’i de tanırım. Böcek’in akşamları dost meclisleri olur, ancak ben bunlara katılmadım. Dolayısıyla dosyada adı geçenleri tanımam. Dosyada adı geçen Zuhal ve Zeynep Hanım’ı da tanımam. Kendilerini ilk defa burada gördüm. Onlar ne kadar 'Ali abi' deseler de gıyaben söylüyorlar. Kendilerine de sorabilirsiniz. Dolayısıyla burada olmamın nedenini anlamış değilim" ifadelerini kullandı.
'SADECE SEÇİM YARDIMI'
Dosyada yer alan para transferlerinin seçim döneminde yapılan yardımlar olduğunu belirten Yılmaz, "Anadolu Reklam’dan aldığım para, tüm Türkiye’de uygulanan bir yardımdır. Ben şahsım adına, HDP dahil tüm partilere yardım ederim. Bu bir seçim yardımıdır. Herhangi bir zorlama ile olmamıştır, sadece rica edilmiştir. Bizim de dostluğumuza binaen yapılmış bir yardımdır. Bu yardımla alakalı Muhittin Başkan şahsıma 'Çorbanda tuzun bulunsun' dedi. Ben de 'Durumum müsait değil ama şirketlerimi arayayım, size yardımcı olsunlar' dedim. Olan budur" dedi.
ERKAN AYDEMİR: MASAK'A BİLDİRİMDE BULUNDUM
Duruşmada savunma yapan sanık Erkan Aydemir, gerçekleştirilen yüksek tutarlı işlemlerin yasal prosedürlere uygun olarak yetkili makamlara iletildiğini belirterek şunları söyledi: "Biz bu olaylarda kullanılmışız. Gelen paraların suç parası ya da rüşvet parası olduğunu bilme şansımız yok. Mete Yapal ile bana geldiklerinde Gökhan Böcek de ortamdaydı. Belediye başkanının oğlu olması nedeniyle tanıyorum. Yaklaşık 70 milyon TL’lik bir işlemdi. Yapılan ilk miktar kadar para olmadığı için Salih Bey’i işlemlere yönlendirdim, o yardımcı oldu. Bizim elemanlar parayı götürdü. Daha sonra para, altın karşılığında Zeynep’in hesabına geçti. Yapılan işlemi 3-4 gün içinde MASAK’a bildirdim. Bu tarz yüksek tutarlı işlemleri MASAK’a bildiririz. Paranın geliş kaynağını veya nerede kullanıldığını bilme şansımız yok."
MUSTAFA ATILGAN: SİSTEMDE ŞÜPHELİ İŞLEM UYARISI OLUŞMADI
Döviz işlemleri ve denetim mekanizmaları hakkında bilgi veren sanık Mustafa Atılgan, suç gelirini aklama iddialarına karşı şu savunmayı yaptı: "1993 yılından bu yana döviz işi ile ilgileniyorum. Yıllık 1 milyar dolar işlem hacmimiz var ancak döviz, normal bir emtia olmadığı için kâr marjımız çok düşük oluyor. Bazen kasamızda 10 milyon TL bile olmayabiliyor. Suç gelirini aklama ile ilgili bankalara yakın bir mevzuatımız var. Kara para, terör parası gibi yasal olmayan durumları denetleyen bir personel çalıştırmak zorundayız. Bununla alakalı özel bir programımız var. Programda şüpheli bir işlem olduğunda sistem duruyor, biz de onu MASAK’a bildiriyoruz. Bu işlemlerde böyle bir uyarı olmadığı için bilmemiz mümkün değildi. Dolayısıyla suçu kabul etmiyorum. Bu paranın suç parası ya da rüşvet parası olduğunu asla bilmiyorduk. Mete Yapal’ın Ankaralı bir iş insanı olduğunu, Antakya’ya yatırım yapmak istediğini öğrendik. Gökhan Böcek vasıtasıyla geldiği için biz de güvendik. Paranın gidişinden 20 gün sonra Zeynep Kerimoğlu ile Gökhan Böcek geldiler ve 70 milyon TL’lik bozdurma yaptılar. Bu paranın, 20 gün önce yapılan işlemle aynı para olduğunu bilmemiz mümkün değil. 30 Ağustos tarihinde verdiğim ifadenin arkasındayım."
SALİH EYİİŞLEYEN: GELEN ALTINLARIN TAMAMI FİZİKSEL
Duruşmada savunma yapan sanık Salih Eyiişleyen, operasyonel süreçlerin fiziksel emtia üzerinden yürüdüğünü ve personeline dürüstlük çağrısında bulunduğunu belirterek şu savunmayı yaptı: "Aylık gelirim 750 bin TL’dir. Daha önce verdiğim tüm beyanları tekrarlıyorum. Eylem 3, 6 ve 8 için ortak cümlem şudur; bize gelen altınların tamamı fizikseldir. Tüm yönetim işlerimin yönetim ofisleri aynı yerdedir. Zeynep Kerimoğlu ve Zuhal Böcek isimli şahısları tanımıyorum. Hepsi Finike Döviz tarafından yönlendirildi. Kimse beni aramadı. İşlem Tuna isimli personel ile gerçekleştirildi.
70 milyon TL’lik işlem için Tunahan’ı arıyorlar. Zeynep ya da Zuhal’e atılan paralardan önce gelen paralar hep sektörden kişiler tarafından gelmiştir. Ayın 18’inde ve 19’unda geldi. Biz 'hatırlamıyoruz' demiyoruz, hatırlıyoruz. 18 kilo altın aldık. Ali abi ile KOM’da tanıştık. Öncesinde ben onu tanımazdım.
Mustafa ve Erkan’ın açıklamasında 'bizde altın yok' diyorlar. Erkan abiye bu işleri yapmayın, sonra başınız ağrır dedim. Bize altın geldi; gelen kargoların içinde altın olduğunu göreceksiniz. Biz hatırlamazlık yapmıyoruz. Firmamdaki çalışanlara kayyım atanınca her şeyi yaptığınız gibi anlatın dedim. Çünkü biz bu işin içinden çıkarız dedim."
BİRSEN KAYA: SADECE EŞİMİN VEKALETİYLE İŞİN BAŞINA GEÇTİM
Duruşmada savunma yapan Birsen Kaya, şirket yönetimindeki rolünün geçici olduğunu ve suçlamalarla bir ilgisi bulunmadığını belirterek şunları söyledi: "Gazetede bir habere konu olduğumu, bu nedenle KOM ekiplerinin ifademi aldıklarını öğrendim. Tutuklu olarak nöbetçi mahkemeye sevk edildim, sonrasında serbest bırakıldım. 2015 yılında ben şirketlerin ortaklığından ayrıldım. Evde çocuklarına bakan bir ev hanımıyım. Eşim Manavgat dosyasından içeride olduğu için işin başına geçmek zorunda kaldım. Aldığım vekalet sadece eşimin içeride olduğu süre boyunca geçerlidir. Şirketleri yönettiğim dönemde kaynağını bilmediğim hiçbir ödeme olmadı. Olaylarla ilgili bir ilgim yok. Tarafları tanımıyorum."