Asker var, asker var….
3. kitap için kaynak araştırması sırasında bir ’askerin’ hikayesine denk geldim, önce onu anlatayım. İspanya iç savaşına haftaya devam ederiz.
Ergenekon denen ucube davalar esnasında bazı generallerin ‘seni gidi darbeci’ suçlamalarına; savunmalarında ‘aa, hiç öyle şey olur mu, ben ABD de eğitim aldım, bakın NATO sertifikalarıma, bakın takdirnamelerime, şu, İngilizce kursundan, şu, halkla ilişkiler kursunda hepsi aferin dolu’ tarzı sözlerine açık söyleyeyim; üzülmüştüm.
Paçavradan değersiz sözüm ona iddianamelere teğmenlerini, sivil memurlarını, ve hatta genel kurmay başkanlarını sessiz sedasız teslim edenlere bir asker çocuğu olarak hala kırgınlık içindeyim.
Aşağıda ki generalin hikayesi onlara kapak olsun!
Dietrich von Saucken, tipik bir aristokrat çocuğuydu.1892 senesin Mayıs ayında hani derler ya Aristokratın harman olduğu Doğu Prusya da dünyaya gelmişti. Ve doğruca Alman ordusu saflarına katılmıştı.
Büyük savaş sırasın da(1914-1918) 7 kez yaralanmıştı (yazı ile=yedi) .
Oralarda ki asiller sınıfı, çocuklarının cephelerde sıcak çatışmalarda bulunmasıyla gurur duyarlar ve bunu ait oldukları sınıfın yapmak zorunda olduğu bir fedakarlık olarak görürlerdi. Bu yüzden anlamaya çalışmayın, bu coğrafyalarda benzerine ‘zor’ tanık olursunuz!
Evet, 7 kez yaralanan Von Saucken, savaştan hemen sonra beş para falan almadan sınır koruma birliklerine katılmıştı. Alman ordusu fiilen ortadan kaldırılmıştı, ülkenin her yanı yangın yeriydi üstelik sınırlar delik deşik edilmişti. Bu birlikler sınır güvenliğini sağlayan gönüllü askerlerden oluşuyordu. Maaş falan verilmiyordu, yalnızca günlük ihtiyaçları karşılanıyordu.
Geçirdikleri savaşta askerlik yeteneklerini defalarca ispat etmiş subaylar, öyle ballı harcırahların peşinde değillerdi. Çünkü ülke tehlikedeydi. Gerisi teferruattı..
Neyse sonunda 2. Savaş 1939 da patlamıştı, bu arada iktidara Naziler gelmişti ve von Saucken onlardan hiç hoşlanmıyor ve bu duygusunu hiç de saklamıyordu. Ama Adolf, Allah’ın bir dallaması değildi. Onun iyi askerlere ihtiyacı vardı, siyasi görüşlerini beğenmese de iyi askerlerin kıymetini bilirdi, çünkü 7 düvele karşı bir savaş içindeydi, kazanmak zorundaydı yoksa Alman halkı ona oturduğu o koltuğu yedirirdi.
Adamımız, savaşın aşağı yukarı her cephesinde çarpışacaktı, hep ateş hattındaydı, kendine tanıdığı hiçbir özel imtiyaz yoktu. Oğlu , öz oğlu, savaşta şehit düşmüştü.
1945 senesi geldiğinde, Doğu cephesinde Kızıl ordu bir silindir gibi ilerliyordu.
Saucken ve askerleri 1-10 sayısal azlıklarına rağmen mucizeler yaratıyordu. Açık sözlü general ‘artık kaybedilmiş bir savaştayız’ yorumunu yüksek sesle yapınca kendini geri hizmette bulmuştu. Onun koltuğuna oturmak varken mesai arkadaşları tekrar cepheye tayinini sağlamışlardı(!)
Görevini bizzat Hitler tebliği edecekti, iki adamda birbirini günahı kadar sevmezdi. Ama işte Anglo-sakson kafası…
Hitler’in en tırlattığı zamanlardı, yorgundu, fiziksel ve mental olarak tükenmişti. Olabildiğince zalimdi.
Etrafında ki yanaşmalar, yalakalar ordusu efendilerini memnun edebilmek için takla üstüne takla atıyorlardı. En ufak bir eleştiriye bile tahammülü yoktu.
İşte böyle bir ruh hali içinde Saucken’i kabul etmişti; general mecburi olmasına rağmen ‘führerini’ malum sağ elini omuz hizasına kaldırarak selamlamamıştı. (20 Temmuz suikast girişiminden sonra geleneksel asker selamı yasaklanmış, Nazi selamı mecburi kılınmıştı, yalamalığın sonu yoktu).
Hitler’in kevaşeleri, pek bir ürkmüşlerdi, ama Saucken kolay laf sokulabilecek bir adam değildi.
Adolf, önceleri adamın odaya girişini, Nazi selamı vermeyişini görmezden gelmiş ve önünde ki haritayla meşgul olmuştu, sonra
‘ha Saucken, 2. Ordunun komutanı olacaksın gerekli talimatı da Vali Förster’den alacaksın’ demiş ve adamın yüzüne bile bakmadan tekrar haritaya eğilmişti.
Bundan sonra olanları okumak için bile dört okka olmak lazım; General dimdik duruşunu hiç bozmadan;
‘Hayır Herr Hitler ben ve askerlerim hiçbir validen emir almayacak!’
Hitler’e Almanya’nın Tanrıdan önce gelen ‘FÜHRERİNE’ böyle hitap edeceksin ha…
Ama dedik ya Adolf her hangi bir şarklı dallama değildi diye.
Derin bir nefes alan Hitler ; ‘Peki Von Saucken ordunuz tamamen sizindir, güle güle’ diyecekti.
Hitler 30 Nisan da beynine sıkıp intihar etmişti. Savaş son günlerine giriyordu, Saucken ve askerleri kuşatılmıştı. Kızıl ordu son darbeyi indirmek üzereydi ki 8 Mayıs günü Almanya teslim olmuştu, Saucken’e ordusunu teslim etmesi emri verilmişti, ancak kendisi için bir uçak hazır bekletiliyordu.
Askerlerini bırakıp o Flensburg’a ( Hitler’den sonra devlet başkanı ilan edilen Amiral Dönizt’in karargahı) kaçırılacaktı, böylece gaddarlığı ile ünlü Rus esir kamplarından kurtarılacaktı.
Diterich von Saucken, bu teklifi ret etmişti, askerleriyle beraber kalacaktı.
Ona ne mi oldu?
Haftaya…