Atatürk: Ben de Bir İnsanım

Yol boyunca dura dura, halkı dinleye dinleye 6 Mart 1930 günü Antalya'ya ulaşacak ve akşamüstü kaldığı evin bir odasına Hasan Rıza Soyak'la birlikte çekilecek, kapıyı kapatacak ve bir koltuğa yığılırcasına oturacak. Çok yorgun ve sinirli.Elleri titreyerek yakıyor sigarasını:

'Bunalıyorum çocuk, büyük bir ıstırap içinde bunalıyorum! Görüyorsun ya, gittiğimiz her yerde mütemadiyen dert, şikayet dinliyoruz... Her taraf derin bir yokluk, maddi, manevi bir perişanlık içinde... Ferahlatıcı pek az şeye rastlıyoruz; memleketin hakiki durumu bu işte!..Bunda bizim bir günahımız yoktur; uzun yıllar hatta asırlarca dünyanın gidişinden gafil, birtakım şuursuz idarecilerin elinde kalan bu cennet memleket; düşe düşe şu acınacak hale düşmüş. Memurlarımız henüz istenilen seviyede ve kalitede değil; çoğu görgüsüz, kifayetsiz ve şaşkın... Büyük istidatlara malik olan zavallı halkımız ise kendisine mukaddes akideler halinde telkin edilen bir sürü batıl görüş ve inanışların tesiri altında uyuşmuş kalmış.' (sayfa 132-133)

İşte okurken altını çizdiğim satırlardan seçilenler:

(...) Şuradan buradan ucuza bulup buluşturduğu kaçak tütünü sardığı sigarakağıdının satışını Tekel yasakladığı için o da ister istemez gazete kağıdına sarmıştı. Gazete kağıdı yanınca da tütünün tadını berbat ediyor, bir de üstelik pis pis kokuyordu. Hırsla çarptı ağzındaki sigarayı yere. Kendisine reva görülen bu zulmün sorumlusu elbetteki hükümet ve onun başındaki Gazi Mustafa Kemal Paşa idi. O da bastı küfrü, sövüp saydı Gazi'ye...

Gaziye sövüp saymak!.. Hemen tutuklanacaktı. Ama ceza davası açılabilmesi için yasa gereğince, sözlerinin hedefi cumhurbaşkanı olduğundan onun izni gerekiyordu. Adalet bakanı gelen soruşturma örneğini Gazi'nin önüne koyacak ve vereceği izni imzalamasını isteyecek, fakat Gazi'nin sorusu karşısında şaşırıp kalacaktı:

'Sen hiç gazete kağıdıyla sarılmış sigara içtin mi?'

'Hayır efendim.'

'Ben içtim o kadar berbat bir şeydir ki... Adam haklı, ben de olsam aynı şeyi yapardım. Tahkikata lüzum yok. Zavallıyı serbest bırakınız.' (Sayfa: 47-48)

* * *

Özgürlük... Onun en büyük aşkı!.. İsterse saraylarda yaşasın, gönlünce davranamadıktan sonra neye yarar ki!..'Ankara'da dağ başında yaşıyorum, İstanbul'da saraya hapsolunuyorum...'

Ne ki 'Atatürk' olmak, bir bakıma kişisel özgürlüğünün kısıtlanması demekti:'Şöyle Karaköy'deki koltuk meyhanelerinde oturup halkın arasında içmek, sonra aklına esince bastonunu alıp Avrupa'ya gitmek ne iyi olurdu. Bıktım bu resmi hayattan.' (Sayfa 101)

Son yıllarda kimi satırların altını çizerek, kenarlarına notlar düşerek okuduğum, okurken de hüzünlendiğim ve ağladığım bir kitaptı; 'Atatürk: Ben de Bir İnsanım.'

Prof. Dr. Çetin Yetkin ağabeyimin 80'e yakın kaynaktan yararlanarak hazırladığı kitabın 4. baskısı Gürer yayınları tarafından 2016'da yayımlanmış...

Okunası bir kitaptır!