Sosyal medyada Attila İlhan'la ilgili paylaşımlarla karşılaşınca çok uzaklara, ta 1964-65 yıllarına şöyle bir uzandım.
Ve sırtında 'yoksul bir yağmurlukla' Ankara caddelerinde dolaşan 'Pia'yı anımsadım...
Hadim Ortaokulu'nu bitirmiş, Ankara'ya ailemin yanına dönmüştüm.
Okulda yıl sonu müsamerelerinde rol aldığım için tiyatroya merak salmıştım. Türkçe Öğretmenimiz Perihan Özsoy'un sahneye koyduğu oyunlardan biri de Cevat Fehmi Başkut'un 'Harput'ta Bir Amerikalı' adlı tiyatro oyunuydu. Ve ben başrolde oynuyordum. Konservatuar sınavına girmemi önermişti öğretmenim.
İçimde bir tiyatro sevdasıyla Ankara Devlet Konservatuarı sınavına girdim.
İyi de ne çalışacaktım?
Onu da şimdi bu dünyada olmayan, 1995 yılı sonunda 'Güzelim dünya elveda ve merhaba kainat' diyerek bu dünyadan arkasında kederler bırakarak giden kuzenim Ezel İnanç söylemişti.
Sınavda bir şiir okuyacak, tiyatro eserinden bir iki replik söyleyecek, balık nasıl tutulur pandomimini yapacaktım ve sıram gelince sahneye çıkacaktım.
Ezel, Sartre'ın 'Kirli Eller' oyunundan bir bölümle, Attila İlhan'ın 'Pia' şiirini verdi ve ezberlememi istedi, balığın nasıl tutulacağını da öğretti hayatında balık tutmamış bana.
Sınav gününde Cüneyt Gökçer ve Semih Sergen gibi ünlülerden oluşan jürinin karşısına çıktım ama kazanamadım.
Atatürk Akşam Lisesi'nde okurken 'Atatürk Akşam Lisesi'nden Yetişenler Derneği'miz vardı.
Lokalimiz bile vardı.
Gazetemiz vardı yanılmıyorsam 'İlke' adında. Antalya'ya dönünce kitaplığıma bakacağım arşivimde var biliyorum...
Arkadaşlarım vardı Nahit Duru, Kemal Bozyel şimdi bu dünyada olmayan.
Ve Atiye Bozyel vardı şimdilerde Berlin'de yaşayan.
Adını anımsayamadığım başka arkadaşlarımla yine de yaptık tiyatroyu Büyük Meydan Sahnesi gibi gerçek tiyatro salonlarında ve hevesimizi aldık.
Tiyatroyu hep sevdim ve 'Pia' şiirini hiç unutmadım.
İşte ezberimdeki 'Pia' şiiri:
'ne olur kim olduğunu bilsem Pia'nın
ellerini bir tutsam ölsem
böyle uzak uzak seslenmese
ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
otelleri bomboş bulmasam
içlenip buzlu bir kadeh gibi
buğulanıp buğulanıp durmasam.
ne olur sabaha karşı rıhtımda
çocuklar Pia'yı görseler
bana haber salsalar bilsem
içimi büsbütün yıldız basar
bir hançer gibi çıkıp giderdin.
Ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
Singapur yolunda demeseler
bana bunu yapmasalar yorgunum
üstelik parasızım, pasaportsuzum
ne olur saba karşı rıhtımda
seslendiğini duysam Pia'nın
sırtında yoksul bir yağmurluk
çocuk gözleri büyük büyük
üşümüş ürpermiş soluk
ellerini tutabilsem Pia'nın
ölsem eksiksiz ölürdüm.'
* * *
Sakarya Caddesi'ndeki Bilgi Kitabevi'nde görürdüm başında kasketiyle, o yıllarda... 'Zenciler Birbirine Benzemez'i de imzalatmış olabilirim, kitaplığıma bakmam gerekir.
O kitabında unutamadığım sahne... Adam sigarasını yakmak için kibritini yakar. Esinti vardır, kibrit söner. Kahramanımız şöyle bir döner ve 'Sende mi rüzgar' der.
95 yaşındaki Kuvayi Milliyeci Attila İlhan'a (15 Haziran 1925- 10 Ekim 2005) selam olsun...