Bana memleketin halini nicedir?
İki kelimeyle anlat derseniz,
İYİ DEĞİL derim…’ Süleyman Demirel…
Tarihte şapkası ile meşhur iki adam bilirim;
biri rahmetli Demirel, diğeri Napolyon Bonapart…
Yazıyı Demirel ile açtık ama hikayemiz Napolyon olacak… (Ahiret, -eğer varsa- orada şapkaları değiştiriyorlardır)
Biz tarih falan okumayız, orta eğitim de okutulan tarih zırva doludur, yıllarca da böyleydi…
Yüksek eğitim de ise Akademisyenler ‘olur da millet tarih okur, öğrenir bizim de bir kıymetimiz kalmaz!’ diye paniklerler.
18 Haziran 2015 Avrupa ve dünya tarihi için bir dönüm noktasının 200. Yıldönümüdür, ama bizim memalik-i Osmaniye de bu konuda tek bir araştırma, konferans, seminer, veya benzeri bir etkinliğe rast gelemezsiniz.
Dinci yobazlar sapkınlıklarından, cahilliklerinden..
Cumhuriyet aristokratları ise şımarıklıklarından ve kibirlerinden tarihe meraklı değillerdir.
Tarihe meraklı olanı da hiç sevmezler. Bu yazı da onlara kapak olsun, beğenmeyen dama çıksın…
Dünyayı değiştiren gün: 18 Haziran 1815….!!
Waterloo diye bir yer…..
Napolyon Bonapart, hayatı savaşlarda geçmiş, bir komutan ve devlet adamıydı. Fransa devriminin ateşiydi, devrimi kabul edeni ısıtan, ret edeni ise yakan bir ateşti. Avrupa da bu gün bile pek çok devlet hala onun koyduğu sınırlar içinde yaşamını sürdürmektedir. Mutlakıyet rejiminin ve onun kirli destekçisi Kilisenin ağzına etmiş bir siyasetçiydi. Kralları kapısında bekleten, Papayı sürüm ,sürüm süründüren. Rusya’yı sallayan, ABD nin büyümesine en önemli katkıyı koyan (Lousiana satışı),İngiltere’yi titreten bir adamdı Bonapart. Tarihte hiçbir lider onun kadar sevilmedi, ve hiçbir liderden ondan korkulduğu kadar korkulmadı.
Hala hayatını mercek altına alan kitaplar yok satıyor, binlerce makale ve araştırma tezine konu oluyor.
Waterlo savaşı yalnız onun değil ama Fransa çağının da sonu demek olacaktı. Çünkü kaybetmişti.
Ya kazansaydı? Sorusu, tarihçilerin üstünde günlerce tartışacakları iğfal edici bir mevzuuydu.
Ki az daha kazanıyordu…
Bu gün Brüksel şehrin de ve hemen güneyinde ki Waterloo kasabasında oteller yok satıyor, son on gündür böyle, fiyatlar tavan yapmış vaziyette. 200. Yıl anma törenleri için harcanan resmi para 10 milyon Euro… Fransa bu törenlere yalnızca diplomatik teamül gereği ‘nezaketen’ katılıyor.
200. yıl için konuyu ele alan sergiler, müzeler şimdiden ziyaretçi rekoruna koşuyor. Waterloo kasabasına gidecek olanlar için değil otel-rest. rezervasyonları, otopark biletleri bile bitmiş …
Haziran başından beri bölgeye akan turist sayısının yüz bini aşacağı bekleniyor. Şakacı bir İngiliz ‘aşacak da kaç yüz bin aşacak orası belli değil’ diyor.
Napolyon dönemi tarihçileri için bir tür zifaf gecesi heyecanı sarmış havayı…
Savaşı anarken en ufak bir cahillik örneği sergilenmiyor, her kes ‘fikirle ve sağduyu ile bildiklerini’ tartışıyor. Memleketimizde sıkça görülen ilkokul müsameresi görüntülerine asla yer yok…
Kimse politik heveslerine yenilmiyor…kimse bu günü politika malzemesi yapmaya tenezzül etmiyor.
Lafı gene rahmetli Süleyman Demirel’in bir konuşmasından alıntı ile bitirelim:
ATSO törenin de konuşuyor; memleketin halini eleştiriyor, konuşmasını bitirirken dönüp soruyor yüzlerce dinleyene..
-‘Şimdi bu manzara karşısında eve gidip rahatça uyuyabilecek miyiz?’
‘ Diye soracaksınız..’
-Uyuyun ,
ülkemiz çok güçlüdür, her sorunun üstesinden gelir…
-‘Ama’ diyor muzipçe gülerek
‘Sakın ola uyuya kalmayın!’