Basın özgürlüğüymüş…

Bu mesleğe ilk adımı attığımda takvim yapraklarında 1985 yazıyordu.
O gün bu gün başka hiçbir mesleğe bulaşmadan, basın müşavirliği, basın danışmanlığı ve benzeri yan kollarda çalışmadan sadece gazetecilik yaparak evime ve aileme baktım
Eşimi dostumu arkadaşımı akrabamı işe aldırmak için hiçbir devlet kurumuna belediyeye ve benzeri kurumlara yanaşmadı, kimseyi de yanaştırmadım
Mesleğimi kullanarak kimseye şantaj yapmadım kimseyi tehdit etmedim.
Anlayacağınız 31 yıldır bu sektörde şerefimle ayakta durdum hala da duruyorum.
Genç çocuklar gelip gidiyor ve bana bu mesleği soruyor. Ben de “ Sakın girmeyin” diyorum.
“Abi bu kadar kötü de sen neden bunca zaman bu sektörde kaldın” diye sorduklarında verecek cevabı inanın ben de bilmiyorum.
Yılda bir gün basın özgürlüğü kutlamaları yapılıp ÖZGÜR basını konuşuyoruz.
Hangi özgür basın?
Ön dişlerimi Merhum Cumhurbaşkanı Özal’ın korumaları kırarken, dayak yediğimiz polisler bizden davacı olup bizi mahkum ettirirken, Hırsıza “ HIRSIZ” sapığa “SAPIK “ yazdığımız için yargılanıp ceza alırken de özgürdük, şimdi de özgürüz.
Reklam müşterisini yalarken,
Aboneyi kollarken,
Dengeleri sağlarken,
Patrondan “ Bunu nasıl yazarsın” fırçası yerken
Hep özgürdük, bu gün de özgürüz.
Belediye başkanı arsa peşkeş çekti ben yazdım mahkum oldum 441 gün ceza aldım, ÖZGÜRÜM
Neyin özgürlüğü neyin kutlaması?
İçki masalarında pazarlıklar yapan, laf olsun torba dolsun TV programlarında ağzını doldura doldura millete sallayanlarla, bu mesleği içine sindiremeyenlerle aynı isimle anıldığım için onların ağzının payını yeterince veremediğim için hiç de özgür hissetmiyorum
Ne zaman istediğimi yazıp yargılanmayacağımı ceza almayacağıma kanaat getirirsem o zaman özgürüm.
Basın özgürlüğüymüş!
SEVSİNLER ÖZGÜRLÜĞÜMÜZÜ…