Çoğu insan; yetmedikleri, tek başına altından kalkamayacağı, fazlasıyla yapmak istediği şeylerde dışarıdan büyük bir desteğe ihtiyaç duyar. ‘Bir elin nesi var iki elin sesi var’ mantığıyla dikkat çekmek, bir farkındalık oluşturmak, büyük kitlelere ulaşmak için... Çünkü bu düşüncelerinde yalnız olmadıklarını bilirler. Onlar gibi düşünen birçok insan vardır. Tek yapmaları gereken bu insanları bir araya getirebilmektir.
Max ve Nono üniversiteden beri arkadaş olan ve Berlin’de yaşayan iki Alman... Bir bağış kampanyası başlatıyorlar. Bu ikili, üniversite zamanlarında yurt dışında fazlasıyla ders vermişler. Pekin’in Guatemara bölgesinde çocukların yüzde 20’sinin okula gidemediğini fark ediyorlar. Bu olay o süreçte bu ikiliyi fazlaca etkilemiş olacak ki yıllar sonra oraya bir okul yaptırmak için sosyal medyadan bir bağış kampanyası başlatmaya karar veriyorlar. Tabi kendileri de bu bağış kampanyasının başrol oyuncuları olmak zorunda. “Hadi ben okul yaptıracağım para gönderin” demekle olmuyor bu işler. İçindeki o inancı ve tutkuyu göstermek lazım. Berlin’den Pekin’e 15 bin kilometrelik bir bisiklet macerası kulağa fazlasıyla heyecanlı geliyor. İşin ilginç yanı bu iki arkadaş bisiklet sürmekten pek anlamadıkları gibi çok da hoşlanmıyorlar. Hatta bu güne kadar bir günde 50 kilometre bile bisiklet sürmediklerini itiraf ediyorlar.
Genelde bu tarz farkındalık projelerinde insanların çoğu en iyi yaptıkları şeyleri yaparak ya da en iyi oldukları alanlarda destek verirler. Bu yüzden de sınırlı bir kitleye ulaşabilirler. Bizim ikili ise büyük bir risk alarak böyle bir projeye başlıyorlar. Sıkıntı yaratacak bu durumu lehlerine çeviriyorlar.
6 aylık bir hazırlanma aşamasından sonra sevdikleriyle vedalaşıp yola çıkarlar. Günde 60-70 kilometre yol almaya başlayıp, yolda olmaya alışıyorlar hatta bisiklet sürmenin keyfine varıyorlar. Başlarda çadırda uyurken bile tedirgin olurken yolculuğun 11. gününde açık alanda uyuyorlar.
3 hafta sonra Avusturya’ya ulaşırlar. Dağlar fazlasıyla zorlar ama vazgeçmezler ve yola devam… Hırvatistan’a ulaştıklarında dağların acısını bolca denize girerek çıkartırlar. Balkanlarda çok hoş karşılanırlar ama kış yaklaşmaktadır. Yolculuk uzun olduğu içim ne kadar planlarlarsa planlasınlar kışı es geçemezler. Rüzgar ve hava durumu fazlasıyla zorlamaya başlar.
Doğru rüzgardan bahsediyorlar ya; “Rüzgarı şöyle arkana alacaksın, hızına hız katacaksın” falan filan…
Ne kano yaparken ne de bisiklet sürerken ne de yürüyüşlerde bana hiç denk gelmedi doğru rüzgar. Aksine rüzgar arkamdan değil karşımdan geldi. Etrafımda hep bir Murphy karabulutu… Adam resmen bizim gibiler için yazmış bu yasaları. Murphy’ e selam olsun…
Kara bulut bizim ikiliyi de yalnız bırakmadı. Nihayet zorlu hava şartlarından sonra 100. günlerinde İstanbul’a ulaşırlar tamda yılbaşı arifesinde sevgilileri de gelir. Onlar buraya 3.5 ayda gelirken sevgililerin gelmesi 3.5 saat sürer. 10 gün İstanbul’un tadını çıkartıp biraz güç toplayarak yola devam ederler. Kışın en sert zamanında Doğu Anadolu’dan geçerler. Karlı yollarda düşe kalka devam etmek onları fazlaca zorlar ve hayatı sorgulatır ama amaçları akıllarına geldiğinde vazgeçmezler. Tabi burada yurdum insanın misafirperverliği ve cana yakınlığının da etkisi büyük. 141. gün İran sınırı ve 34 bin Euro bağış toplamayı başarmışlardı. İran’dan geçmek onları biraz endişelendirmişti ama orada çok iyi karşılandılar ve İran’a bayıldılar. İran’da kamyon şoförünün evinde yer sofrasında bağdaş kurmuş iki Alman… Bu yolculuk onlar için aynı zamanda bir kültür yolculuğu da olmuştur.
İran’da çölü geçerken büyük bir bağış aldılar ve 50 bini geçtiler. Amaçlarına ulaşmışlardı. Ama mutlulukları biraz buruk kaldı çünkü Nono kız arkadaşından ayrıldı. Kendilerini toplayıp ikinci okul için devam kararı alırlar. Tahran’da üç hafta kalıp Türkmenistan’dan geçmek için vize almaya çalıştılar.
Türkmenistan ise 600 kilometre yolu geçmeleri için sadece 5 günlük vize verdi. Bugüne kadar bir günde 100 kilometre bile yapamamışken Türkmenistan günlük 120 kilometre yol yapmalarını istiyordu. Bu onları fazlasıyla gererken bir de Nono hastalanıp hastanelik oldu. Pedallamak imkansız olduğunda kamyonla 300 kilometre yol yaparak Türkmenistan’ı arkalarında bıraktılar.
Özbekistan-Kırgızisyan-Çin derken 246.günde Pekin’e ulaştılar. Pekin’de büyük bir coşkuyla karşılandılar. Yaptırdıkları okulun açılışına katılıp, onlar sayesinde okula gidecek çocuklarla doyasıya eğlendiler. Onlar sayesinde 137 çocuk okuma şansı elde etti. 100 bin bağışı toplayıp ikinci okulu da yaptırdılar. En son baktığımda bağış kampanyaları 300 bini geçmişti. Yaşadıkları bütün zorluklara değmişti.