Bir el!

Şimdilerin ifadesi ile konar göçer denilen ama konup göçmeyen bir Roman kızın hikayesini not etmişim. İzmirli bir Roman kızın hikayesi!
6 yaşında kimsesi olmayan, sokaklarda yatıp kalkan küçük bir kız.
Kış aylarında sokaklarda donmaya yüz tutmuş o minicik kara kuru elleri ile ayakkabı boyacılığı yapan bir kız çocuğu.
O yörenin tanıdığı yaşlı bir adam onu alıp bir lokantaya götürmüş. Lokanta sahibine de talimat vermiş. O kız artık öğle yemeğini her gün o lokantada yiyecekti. Adam daha sonraları kendisi gibi yaşlı kız kardeşinin ellerine teslim etmiş o küçük kızı. Kadın da yalnızmış. O'na dikiş öğretecek, kız da ev işlerine yardım edecekmiş.
Roman kızı 16 yaşına kadar o evin bir bireyi olarak yaşamış. 17 yaşında kendisi gibi Roman delikanlı Ali'ye vurulmuş. Annesi, babası gibi sevdiği o yaşlı insanların da izniyle evlenmişler ve biri kız biri erkek iki çocukları olmuş. Mutluymuşlar.
Hep şarkı söyleyen, parmaklarını şaklatarak dans eden ve çok da güzel sesi olan bir roman kızıymış. Çok da güzel fal bakarmış.
Ben o küçük Roman kızının izini buldum. 30’lu yaşlardaydı. Ayakkabı boyacılığı yaparken kendisini çorbacıya götüren, sonra da kız kardeşinin ellerine teslim eden adama ne olduğunu sordum. Onu evlendikten sonra bir daha hiç görmediğini söyledi.
'Beni sokaklardan kurtaran o adama sarılmak isterdim' derken ıslanan gözlerini benden kaçırdığını fark ettim. Kendisine kucak açan o iki yaşlı insan ölmüştü. Bana hayat hikayesinin devamını anlattı. Kızı da büyümüş, güzel sanatlar okumuş ve önemli bir vitray sanatçısı olmuştu.
Bir el onu yaşadığı kötü yerden alıp çıkarmıştı.
Çocuğunu okuttu ve şimdi o kız ünlü bir vitray sanatçısı oldu.

***

Fransız yazar Romain Gary'nin Emile Ajar adıyla yazdığı, filmi yapılan, ülkemizde tiyatroya uyarlanan bol ödüllü 'Onca Yoksulluk Varken' adlı romanı tekrar okurken o kız çocuğu geldi aklıma.
Romanda, olabilecek en kötü koşullarda yaşayan fakat bu olumsuzluklar içinde dahi, güzellik, iyilik ve dostluk arayan insanların dramı anlatılıyor. Onca yoksulluğa karşın korkuyla yaşayan insanların bir anlamda hayata meydan okuyuşlarıdır bu roman.
Dramın, acının canımızı acıtmadan, gülümsemeler ile yaşamı eğlenceli hale getirmenin adıdır bu roman.
O Roman kızın hayatı böyleydi. Onca yoksulluğa rağmen o hep mutluydu.
Giderek haysiyet ve onurunu kaybetmiş kişilerin çığ gibi büyüdüğü bağımlı bir toplum içinde o tertemiz kalmasını bildi.
'Life is Beautiful' (Hayat Güzeldir) filminin ana teması ile sonlandırayım yazımı;
'Tüm olumsuzluklara rağmen her zaman bir umut ışığı vardır'