İngiliz dedektif Sherlock Holmes, yardımcısı ile geceyi çadırda geçiriyormuş, gecenin bir saatinde yardımcısı panikle Sherlock Holmes'a demiş ki: 'Efendim, kalkın! Bakın! Ne görüyorsunuz?'
Sherlock Holmes: 'Yıldızları, mehtabı'
'Başka, efendim?'
'Uzayı'
'Daha başka?'
'Kainatın ne kadar sonsuz olduğunu.'
En sonunda yardımcısı dayanamamış ve demiş ki: 'Efendim, görmüyor musunuz? Çadırımızı çalmışlar!'
İşte bizimki de bu hesap!
'Çadır'ı çalıyorlar ama görmüyoruz, görmezden geliyoruz, ya da görmek istemiyoruz.
* * *
Mesela futbol afyonu ile uyutuluyoruz.
Gerçekleri görmüyoruz. Bize ne anlatılıyorsa ona inanıyoruz.
Yalnız biz mi? Hayır!
Oysa futbol çok eski bir oyun. Shakespeare'in, 1592'de kaleme aldığı 'Yanlışlıklar Komedyası' adlı oyunun karakterlerinden biri karşısındakilere şöyle yakınır: 'Beni futbol topu mu sandınız? Bir o yana, bir bu yana tekmeleyip duruyorsunuz. Böyle sürüp gidecekse, beni deriyle kaplamanız gerekecek!'
Çin askerlerinin eğitimi için yüzyıllar önce futbol oynandığı biliniyor.
İlk dünya kupasını 1930'da Arjantin'i 4-2 yenen Uruguay'ın kazandığını da biliyoruz.
Bu öyle büyük bir dev endüstri ki!
2009 yılı futbol endüstrisi rakamları 114 milyar Euro'luk bir pazara işaret ediyordu.
2017'de bu rakam her yıl yüzde 3'lük artışlarla 400 milyar Euro'yu aşmıştır.
Futbol tarihinin en yüksek bedelle satın alınan Brezilyalı Neymar'ın Katarlı başkana maliyeti 220 milyon Euro ise gerisini siz hesaplayın.
Britanyalı Antropolog Spor-Futbol araştırmacısı Simon Kuper futbol için şu yorumu yapar:
'Futbol asla sadece futbol değildir. Savaşlar çıkmasına ve devrimler yapılmasına neden olur, mafyayı ve diktatörleri adeta büyüler. Sadece mafyayı ve diktatörleri mi, diğer muktedirleri de büyülediği çok açıktır. Mesela hiç mi hiç futbol oynamadıkları ve futboldan anlamadıkları halde siyaset adamları ve para babaları, futbol etrafında adeta takla atmaktadırlar.'
* * *
Hatırlarsınız belki sakatat ihracatçısı bir işadamımız vardı. Hayatında topu dürtmemiş. Bir futbol kulübüne başkan olmuş, 'Neden 11 adam bir topun peşinde koşuyor. Hepsine birer top verin oynasınlar!' dememiş miydi?
Dünyanın pek çok ülkesinde yönetimler, dozu ve biçimleri farklılık gösterse de futbolu, gündemi belirleyecek ve genel olarak da yığınları uyutacak 'afyon' olarak kullandılar, kullanıyorlar da. Portekiz'de Salazar mesela, ülkesini 40 yıl Fado, Fiesta, Futbol'la (3F) yönetmiştir. Hitler'in de 'tek devlet, tek millet, tek lider!' diyerek Leni Riefenstahl adlı kadın yönetmene 'İrade'nin Zaferi' adlı bir propaganda filmi yaptırdığını olimpiyat tarihi yazar.
Zaman zaman bu politikanın geri teptiği, bazı kulüplerin ve futbolcuların çıkışlar yaptığı, gerçeği söyledikleri oldu. Ama tepkiler egemen güç odaklarının futbolu emekçi yığınların, halkın bilincini karartmanın bir aracı olarak kullandıkları gerçeğini değiştirmeye yetmedi, yetmiyor.
***
11 Eylül'de Süper Lig başlıyor. Transfer haberleri futbol gazetelerini dolduruyor. Spor gazeteleri değil, futbol gazeteleri diyorum. Zira futbol spor olmaktan çıktı. Futbolcular arenaya salınan boğalar gibi. Her takım şampiyonluk hayali kuruyor. Borçsuz takım yok gibi. O nedenle transferlere bakıyorum nerede yaşlı, yıldızı sönmüş yabancı topçu var, gazete manşetlerine yıldızı parlatılarak yükseltiliyor.
Böyle bir lige hazırlanıyoruz.