Cehalet kader midir?

Bir toplumun ne kadar gelişmiş olduğunu anlamak için gökdelenlerine bakmayın. Kaç tane lüks otomobili olduğuna da bakmayın. AVM’lerinin doluluğuna, restoranlardaki kalabalığa, cep telefonlarının son model olup olmadığına hiç bakmayın. Kitapçılarına, kütüphanelerine ve çocuklarının elindeki kitaplara bakın.

Çünkü bir ülkenin gerçek zenginliği, betonunda değil; insanının zihnindedir. Bugün önümüze konulan bazı istatistikler var. Cami sayısı, kütüphane sayısı, doktor sayısı, din görevlisi sayısı Bu rakamların bazıları yıllar içinde değişmiş, bazıları ise sosyal medyada doğrulanmadan dolaşıma girmiş olabilir. Ama bütün bu tartışmaların ötesinde çok daha önemli bir gerçek var: Biz okumaya, araştırmaya ve düşünmeye yeterince zaman ayırıyor muyuz?

Asıl soru budur. Çünkü mesele birşeylerin sayısı değildir. Mesele, bir toplumun bilgiyle kurduğu ilişkidir.
Bugün elimizde dünyanın bütün kütüphanelerinden daha büyük bir bilgi kaynağı var. Telefonumuzun içinde internet var. Dünyanın en büyük üniversitelerinin dersleri var. Kitaplar var. Bilim var. Arşivler var.
Ama biz çoğu zaman bütün bu imkânları birkaç dakikalık videolara, tartışmalara ve sosyal medya dedikodularına harcıyoruz. Sonra da dönüp, “Bu ülke neden böyle” diye soruyoruz. Belki de önce aynaya bakmamız gerekiyor.

Çünkü eğitim sadece okulda alınmaz. İnsan, hayatı boyunca öğrenmeye devam eder. Bir kitap 200-300 lira olduğunda “Çok pahalı” diyoruz. Haklı olduğumuz taraflar da var. Ekonomik şartlar kolay değil. İnsanların alım gücü düştü. Ama aynı insan birkaç saatlik eğlenceye, gereksiz alışverişe veya farklı alışkanlıklara kitabın birkaç katı para harcayabiliyor.

İşte burada durup düşünmek gerekiyor. Kitap gerçekten pahalı mı? Yoksa biz kitaba verdiğimiz değeri mi kaybettik? Çünkü kitap sadece kâğıt değildir. Kitap düşüncedir. Tecrübedir. Bir başkasının yıllarca yaptığı araştırmanın bize birkaç saatte ulaşmasıdır. Bazen bir kitap, bir insanın bütün hayatını değiştirebilir.

Cehaletin en tehlikeli hali, insanın cahil olduğunu bilmemesidir. Bilmediğini bilen insan öğrenebilir. Ama her şeyi bildiğini zanneden insanın öğrenmeye ihtiyacı yoktur. İşte asıl tehlike burada başlar. Sorgulamayan toplum kolay yönlendirilir. Araştırmayan insan kolay kandırılır. Okumayan insan, başkasının söylediğini kendi düşüncesi zannedebilir. Ve daha kötüsü, kendi fikri olmayan insan, kendisine verilen fikri savunmaya başlayabilir.

Bugün çocuklarımızın geleceğini konuşuyoruz. Daha iyi eğitim istiyoruz. Daha iyi üniversiteler istiyoruz. Daha iyi doktorlar, mühendisler, öğretmenler istiyoruz. Peki bunların tamamının temelinde ne var Okuyan çocuk. Merak eden çocuk. Soru soran çocuk. “Bunun doğrusu nedir” diye araştıran çocuk.
Eğitim yalnızca diploma almak değildir. Eğitim, insanın dünyaya bakışını değiştirmektir. “Bizden bir şey olmaz” diyenlere de katılmıyorum. Türkiye’nin gençlerine güveniyorum. Bu ülkenin çok büyük bir potansiyeli var. Ama potansiyel tek başına yetmez. Potansiyeli bilgiyle buluşturmak gerekir. Bilgiyi üretime dönüştürmek gerekir. Bilimi desteklemek gerekir. Çocuğa soru sormayı öğretmek gerekir. Ve en önemlisi, okumayı yeniden bir alışkanlık haline getirmek gerekir.

Bugün 200 liraya kitap almayıp 500 liraya fal baktıran insanı küçümsemek kolaydır. Ama mesele neden böyle bir tercih yaptığımızı sorgulamaktır. Çünkü mesele fal ya da kitap değil. Mesele, zihnimizi neyle beslediğimizdir.

Bir toplumun geleceğini sadece hükümetler, belediyeler, iş insanları veya siyasetçiler belirlemez. Evde anne-baba da belirler. Öğretmen de belirler. Çocuk da belirler. Ve belki de en önemlisi, her birimizin günlük tercihleri belirler.

O yüzden bu yazının sonunda kimseye “çok kitap okuyun” diye nasihat vermeyeceğim. Sadece şunu söyleyeceğim: Bugün bir kitap alın. İlk sayfasını açın. On dakika okuyun. Yarın yirmi dakika okuyun. Bir ay sonra ne değiştiğine bakın. Belki dünyanız değişmez. Ama dünyaya bakışınız değişir.
Ve unutmayalım; Cehalet kader değildir. Ama cehaletle mücadele etmeyi bırakmak, kaderimizi başkalarının yazmasına izin vermektir. 200 liraya kitap almayıp 500 liraya fal baktırıyorsak belki de önce geleceğimizi değil, tercihlerimizi sorgulamamız gerekiyor.

Çünkü farklı olmak başka, farkında olmak bambaşka...