Çın çın
Yaşlanma ve yaşlılık hakkında bilgileri yeterli olmayanların sevdiği bir görüştür bu. Kolaya kaçmanın, tembelliğin, gerontolojik bilgi eksikliğinin bir göstergesi olduğu halde, bunun tam tersiymiş gibi konuşulur. Yaşlılık endüstri ülkelerinin sorunu, bizim önce endüstrileşmemiz gerekir, o zaman gerontolojik çalışmalara duyulan ihtiyaca cevap veririz, şeklinde düşünlerle birlikte bir yere varamayız. Yaşlılık efsanelerinin üzerine gitmemiz, bunları yok etmemiz gerekiyor. Çünkü insana, topluma, ülkeye zarar veriyorlar.
İnsanlar kötü şartlarda yaşıyor, yaşlanıyor ve kalitesiz yaşlanma süreçlerinden geçenlerin yaşlılığı vicdanlı her insanı rahatsız ediyor. İşin gerçeğini belirtelim: Yaşlıların çoğu Kuzey Amerika ve Avrupa’da yaşıyor diyorlar ya, bu bir palavradır. Yalan!
Herkesin erişebileceği, her ülkenin nüfus yapısını gösteren veriler var. Açıp bakın, göreceksiniz, bizim söylediğimiz doğrudur. Yaşlıların çoğu, gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor. Refah seviyesi düşük, yoksulluk problemini çözmemiş, sağlık hizmetleri yetersiz, bakım hizmetleri olmayan ülkelerde yaşıyor yaşlıların çoğu.
Yeryüzünde yaklaşık 500 milyon yaşlı var (yaşı 60 veya üzeri). Bunların yaklaşık %60’ı Türkiye’nin de aralarında bulunduğu gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor.
Fakat gelişmekte olan ülkelerde, hali vakti iyi olanlar yaşlılarla ilgili bir palavranın ayakta kalmasına çok özen gösteriyorlar. Onlar hep yaşlısına saygıdan söz eder. Hep yaşlısına verdiği değeri vurgular. Gelişmekte olan ülkelerin yaşlısının durumuna baktığınız da ise insanın asabı bozulur. Zavallı yaşlılar demek gelir içinizden.
Defalarca dedik ki yaşlılarımızın gerçek durumu, söylediklerinizle bağdaşmıyor. Bizde de şiddete, ihmale ve suiistimale uğrayan yaşlılar var. Ama olamaz böyle şey diyenler oldu. Fakirlik var diyoruz, kimseden ses çıkmıyor, çünkü red edemiyor. Problemi çözelim diyoruz, o zaman mesleki şovenlik ortaya çıkıyor. Parlamentodan başlayan vurdumduymazlık topluma doğru yayılıyor.
Dikkat edin yaşlılardan söz eden yok. Gençlere kulak kabartın, hala otobüste yaşlıya yer veren ve vermeyen ayırımı yapıyorlar. Yaşlıya yer veren saygılı, yer vermeyen saygısız; yaşlının yanında sigara içmeyen saygılı, içen saygısız olarak kabul ediliyor.
Bu kolaya kaçmanın yoludur. Örneğin babasını karşından görünce avucunun içinde sigarasını söndüren, etrafındakilere yaşlı babasına saygı gösterisi yapan adamların davranışıyla DPT raporunda bizim eskiden beri atamıza saygıda kusursuz davranan bir kültürden geldiğimizin iddia edilmesi arasındaki fark nedir biliyor musunuz? Sigarayı avucunda söndüren adam dürüst davranıyor. Hiç olmazsa, vicdanında değilse de, avucunda hissettiği acı, ona aynı şeyin kendi başına da gelebileceğini hatırlatabiliyor. Belirttiğim DPT raporunu yazanlar ise bu acıyı duymadıkları için ve yaşlıları zaten bir yük kabul ettikleri için zoraki yazdıkları raporda bir sürü saçmalıkları önlem olarak tavsiye ediyorlar.
Bizim ülkemizde yaşlılık öncelikle yaşamın sefalet dönemidir. Saygı kavramıyla avutulan yaşlılar çoğunluktadır. Ama aslında yaşlılarla alay edilir. Yaşlı hastalanınca başa bela olduğu düşünülür. Yoksulsa ki %98’i yoksuldur, konuşma şansı yoktur. Ama dışarıya başka bir imaj yansıtılır. Sanki yaşlılar başımızın tacıymış gibi konuşur ve davranırız.
Boş teneke gibi çın çın öter dururuz. Fakat bu kimseyi rahatsız etmediği için azar işiten de yoktur.