Bir sorumlu bulmalıydılar, bütün bu felaketlerin illa ki bir sorumlusu olmalıydı. Almanlar ‘ne yapalım kısmet böyle imiş’ demek alışkanlığı olan bir millet değildi.
Savaşın o kanlı çarklarından sağ çıkmış orta boylu, ressam eskisi, burun altı bıyıklı adam siyasi görüş olarak Komünist değildi, ama halka bir şeyler vermenin gerektiğinin farkındaydı, bu sadaka olamazdı, üç beş kuruş cep harçlığı, birkaç paket makarna Alman ulusunun nefsini körleştirmezdi.
‘Ulusal onur’ diye bir kavram atmıştı ortaya, iyi de bu kavramı zaten fazlasıyla kullanan aşırı sağcı partiler vardı… Onlar ve asker eskileri ‘ulusal onurumuzu’ çiğnetmeyelim deyip duruyorlardı da… asıl soruya bir cevap bulamıyorlardı!
Kimdi ulan bütün bu rezaletin sorumlusu?
Bizim orta boylu burun altı bıyıklı arkadaş birini bulmuştu. Bu öyle biriydi ki halkın hala inandığı sağ değerlerin temsilcisi değildi, ne asillerdendi, ne askerdi, ne papazdı, ne sanayiciydi. Savaş sonrası yaşanan felaketlerden çok etkilenmiş görünmüyordu, demek ki savaş ona yaramıştı, tüccar kafası ile her ortam da yaşamanın ve varlığını sürdürmenin bir yolunu buluyordu. Avrupalı tüm halkların içinde yaşıyor gerektiğinde Alman, Avusturyalı, Macar, Çek, Fransız olabiliyor, ama kendi öz kimliğini hiç değiştirmiyor veya sulandırmıyordu, dışardan kız almıyor, ve keza kız vermiyordu. Ait olduğu toplumun içinde hiçbir şekilde erimiyor, tam tersine inançlarını ve yaşama biçimini ısrarla koruyordu.
Üstüne çok yüklenen bazı sağcı dangalakları ise gerektiğinde paraya gark ederek satın alıyordu.
Komünizm ile pek bir dertleri yoktu, çünkü sol söylemin belli başlı ideologları kendindedi.
Adamımız, işte bu açığı fark etmişti, Avrupa toplumunda öteden beri benimsenmeyen bu ırk savaşın ve diğer tüm felaket ve acıların sorumlusu sayılabilirdi.
Yahudiler!
Adolf Hitler, ucuzcu bir adam değildi, Büyük savaşın çarklarında kan ve ateşle takdis edilmişti, kahramanlık madalyası vardı. Rus devrimi askerler tarafından başlatılmıştı ama sonra onların elinden alınmıştı. Almanya da ise cepheden geri dönen ve kendi halkının düşmanca duygularıyla baş etmek zorunda kalan orta sınıftan yüz binlerce ‘gazi’ vardı. Ve Adolf onlardan biriydi.
Alman birliğini oluşturan kurumlar ve gelenekler Sol ideoloji tarafından benimsenmiyordu daha da beteri küçümseniyordu. Sağ merkezin anası ağlamıştı esas olarak savunduğu tüm dinsel kurumlar dağılmıştı. Kimsenin Kiliseyi taktığı falan yoktu. Ateizm hiç olmadığı kadar popülerdi; tezleri çok da inandırıcıydı ‘Madem Tanrı o kadar da muktedirdi neden bu felaketler karşısında sessiz kalmıştı, sessiz kalmıştı çünkü hiç yoktu!’ Ateistlerin tezi buydu ve bu kadar basitti.
Hitler Allah’ın zır cahili değildi, deli okurdu, tarih bilgisi ile her kesi şaşırtırdı. Ünlü filozof Nietzche’yi neredeyse ezbere bilirdi. Kiliseyle dalgasını geçer, papaz efendileri sürekli tiye alırdı.
Hıristiyanlığın ‘tokat atıldığında öbür yanağını çevir!’ sloganıyla t….k geçer ‘yok oğlum bizde öyle yanak manak’ derdi. Aryan gaddarlığını savunur, ve tek kurtuluşun bu gaddarlık olduğunu ileri sürerdi.
Savaş yorgunu, yılgını Alman halkı içinde inanılmaz bir ortak paydaya hitap edebiliyordu.
Dünyanın başında iki bela vardı biri Kapitalizmdi, savaşa yol açmıştı..
diğeri Komünizmdi, o da ikinci savaşa yol açacaktı..
ve her iki belanın yaratıcıları da Yahudilerdi…
Adolf Hitler, siyasi manevralarının zeminini bulmuştu.
İşte size kısa bir ‘Hitler Almanya’sı’ özeti daha çok laf var da sırası gelmedi…
Sizce o günün Almanya’sı ile bu gününün Patagonyası ne kadar biri birine benziyor?