En kirli savaş
Kastım şuydu; ‘bu şehirde bir şeyler değil, fiilen şehir ruhu eksik’.
Güç birliği holding, ANFAŞ,Antalya Tanıtım A.Ş., EXPO ya değinecektim. Zeytinpark ı konu edecektim.
Ama ülke yanıyor, zaman Antalya ile vakit geçirilecek zaman değil. Türkiye yanarsa Antalya’nın ne kıymeti kalır ki..
Uzun ve ders dolu bir yazı dizisi olacak,
ama ders olur mu ?
Bilemem.
Sizi , Fransa’ya,1944 yazına kadar götüreceğim.
Fransa 1940 Haziran ayında Almanya karşısında ezici bir yenilgi almıştı. Başkenti işgal edilmiş, orduları dağıtılmış, hükümet kaçmıştı. Geçerliliği hala tartışılan bir meclis kararıyla (80 muhalif kalmıştı) tüm yasama ve yürütme yetkileri yaşlı bir adama devir edilmişti. Birinci savaşın kahramanı Petain’e.
Kalıcı barış anlaşması yapılana kadar Almanya, Fransa da gerekli gördüğü yerleri işgal edecek ve fakat Fransız devlet yapısına müdahale etmeyecekti. Fransa, sömürgelerine gene hüküm edecekti, donanması kendi amirallerinin komutasında olacaktı. Hakimler ve savcılar eskisi gibi görevlerini sürdürecekler. Polis ve jandarma gene asayişi sağlayacaktı. Fabrikalar üretimi sürdürecek, çiftçiler tarlaları ekecekti. Hatta bir jest olarak önce Paris cafe ve genel evleri hemen açılmıştı. Alman ordusu hiçbir şekilde yağma yapmayacaktı. Fransa’nın hükümranlığını sürdürmesi Hitler tarafından çok önemseniyordu. Evet, Fransa hatırı sayılır bir savaş tazminatı ödeyecekti, dış politika da Nazi yanlısı olmak , kritik şehirlerde Alman irtibat subaylarını dinlemek zorundaydı. Bütün bunlar eksiksiz yerine getirilirse ve barış anlaşması imzalanırsa o zaman belki savaş esnasında esir alınan ve halen Almanya da zorunlu iş gücü olarak istihdam edilen savaş esirleri bir süre sonra aşama, aşama serbest bırakılabilirdi. Ha bir de Yahudi meselesi vardı, Fransa, Anti-Yahudi yasaları bir an önce devreye sokmalıydı.
Çoğu Fransız vatandaşına göre ‘hepsi buydu işte!’ Yenik bir devlet olarak daha fazla ne isteyebilirlerdi ki. Fransız aşırı sağı bayram ediyordu; neydi öyle o sosyal demokrat sendikalar falan, yok işçi hakları, yok sosyal devlet..neydi o rezaletler öyle. Seçimler falan iyiydi de yalnızca sağ hükümetler seçilirken iyiydi. Sosyalistler ortalığı b.ka bulamışlardı.
1940 yazında Komünistlerin de insan içine çıkacak yüzü kalmamıştı. Emirleri Moskova’dan alıyorlardı 30 lu yılların sonuna doğru Nazilere giydirip durmuşlardı, ne faşistlikleri kalmıştı, ne Emperyalist uşaklıkları…Ama Stalin 1939 Ağustos ayında birden Hitler ile anlaşma imzalayıp herkesi ters köşeye yatırınca bazı önde gelen komünist kalemler ve ideologlar bu sefer Hitler yağdanlığı oluvermişlerdi. Fransızlar, özellikle aşırı sağcı Fransızlar , Almanlar ile gül gibi geçinip gideriz havasındaydılar. 1870 yenilgisi unutulmuştu, Büyük savaş(1914-1918) anıları ise unutturulmak üzereydi. Oysa o son savaş sırasında ülkelerinin özellikle doğu kesimi yakılıp yıkılmıştı. Fransa o eziyeti af edebilirdi belki ama unutması doğru muydu? Hele unutturulmak istenmesi alenen ülkeye karşı işlenmiş bir suç hatta ihanet değil miydi?
Fransızlar görmüyorlar mıydı ki bütün bu sadakalar karanlık ve şeytani bir rejimin en aşağılık rüşvetleriydi. İnsan bu günü kurtarmak adına çocuklarının yarınını satabilir miydi?
Fransa’nın yarısı ‘satarız , babalar gibi satarız demekteydi.’ Satmışlardı da….
Yarına: Şeytan olmadığına insanları inandırırsa…