Hayatımız her zaman düz bir çizgide ilerlemez. Bazen düz çizgide ilerlese bile, monotonluğundan sıkılarak şikayet ederiz. Değişiklik isteyerek yolumuzu değiştiririz.
O çizgiden çıktığımda ya da çizgim dalgalanmaya başladığında, kendimce bulduğum bir çözüm olarak konfor alanımdan çıkarım. Çıkarım ki yaşanan olaylara dışardan bakabileyim.
Bu anlatımın somut sonucu ise benim için şehir değiştirmek olarak karşımıza çıkar. Şehir değiştirmek, bulunduğum alandan uzaklaşmak; yeni yerler keşfetme heyecanı ile tekrar hayata dair bir şeyler hissetmek ve olaylara daha doğru bir bakış açısıyla bakabilmek adına, benim hayattaki kaçış noktalarımdan biri olur.
Milo ile birlikte yaşadığımız hayat süresince, yanıma almak istediğim ve ihtiyacım olduğunu hissettiğim tek dayanağımın o olduğunu düşünürdüm. Fakat seyahat konusunda bu ayrıcalığa sahip değildim. Gideceksem, tek başıma gitmeliydim.
İnsanın kendini bulması adına her şeyden uzaklaşması belki de kaybolması, sizlere önceki yazımlarımda da aktardığım gibi, pozitif bir yalnızlıkla başlar. Benim de kendimi bulma maceralarımda, yanımda Milo’yu istememe rağmen tek başıma olmam gerekirdi.
Her yolculuğum kendimi bulmak üzerine gerçekleşmedi ama ben her anından kendime ders çıkarmayı ihmal etmedim. Bazen keyfi bazen ise zorunlu gidişlerim oldu. Bu hayatta kimsenin hiçbir şeye zorunlu olmadığını savunan ben, bu düşüncemi savunmayı kendimi bulduğum yolculukların birinde bıraktım.
Her gidiş, içinde geri dönme hevesini barındırırken, anı yaşadığım noktalarda hasretini çektiğim tek yüz Milo’nun yüzü olurdu. Çıktığım seyahatlerde ailemi aradığımda telefonu Milo’ya vermelerini ister, bir tek Milo’yu özlediğimi dile getirirdim.
Milo, her seferinde onu terk ettiğimi düşünür ve bana tavır alırdı. Görüntülü konuşmalarımızda Milo’nun gözleri hem imalı bir hüzünle bakar hem de onu orada bıraktığım için adeta bana hesap sorardı. Fakat bilmediği bir şey vardı; “Aysu nerede?” sorusuna karşılık her köşede beni aradığını, bulamayınca üzülüp ağladığını ve görüntümü bile görmenin onu mutlu ettiğini biliyordum. Eve döndüğümde yüzünde bir gülümseme ile Milo’yu bulacağımın farkındaydım.
Eve dönmenin verdiği huzur, benim için Milo’ya kavuşmaktı. Bu huzuru Milo’dan sonra bulabileceğimi pek düşünmezdim ama hayat bu ya, buldum. O huzurun benim içimde olduğunu keşfettim.
Şimdi geriye döndüğümde, kuyruğunu sallayarak beni bekleyen Milo’m yok… Ama Milo’nun bana kattığı huzurun parçaları, hayatımın her alanında bana gülümsemeye devam ediyor. Artık nereye dönersem döneyim huzurluyum çünkü oğlum hep benimle.