​FRANCO HA MUERTO 4

20. yüzyıl başında İspanya baba-oğul Alfonsolar sayesinde biraz toparlanacak gibiydi, Amerikan dayağı bazılarının akıllarını başına getirse de papaz efendiler bu feci yenilginin sorumlusu olarak halkın dini vazifelerini yeterince yapmadığını ileri sürüyor üstelik bir sürü şavalağı da buna inandırıyordu. Kuzey Afrika kolonileri kıpır- kıpır kıpırdanıyorlardı, vaziyet edilmez ise elden çıkmaları an meselesiydi. Şansları vardı ki o günlerde Müslüman ülkeler benzer bir yobazlığı etkisindeydiler. Ümmet olmaktan kurtulamayan İslam camiası ulusal bir bilinç geliştiremediği için bağımsızlığın ne demek olduğunu anlamak ve kıymetini bilmekten yoksundu. Tüm Müslüman Kuzey Afrika, ya Fransız, ya İtalyan olmadı, İspanyol, ve Portekiz kolonisiydi.
Büyük savaş (1914-18) esnasında İspanya ortada kalmıştı, en önemli sebebi, kralın annesinin has bir Avusturyalı, karısının ise has bir İngiliz olmasıydı. Ama asıl sebep – bazı tarihçilere göre- İspanya’nın etkisiz bir ordusunun olması ve Güney Amerika da ki hakim kültür etkileri nedeniyle kontrol edilemeyecek bir cepheye karışmamaktı.
Savaştan sonra tüm Avrupa büyük bir grip salgını ile sarsılmıştı, bu hastalık ‘İspanyol gribi’ diye biliniyordu, çünkü dallama Papazlar ‘ her şey Allah’tan gelir, onun iradesine karışılmaz ulan’ diyerek asri tıp tedbirlerini aldırmamışlar ve hastalık kıyım derecesinde can kaybına –öncelikle ve özellikle- İspanya da neden olmuştu.
1920 ler geldiğinde Kuzey Afrika açıkça isyana başlamıştı, ama hala ortada ulusal bir çağrı veya talep yoktu Faslı isyancı Abdül Kerim bayağı başarılı olmuştu,(hacı-hoca tayfasını devre dışı bıraktığı için) İspanya’nın kolonileri gitti giderdi, Ki işe Fransa karışmıştı, Paris korkmuştu, İspanyollar dayak yediği sürece sorun yoktu ama ya isyan komşu da ki kendi kolonilerine sıçrarsa. Fransa ve İspanya ortak bir operasyon ile isyanı bastıracaklardı.
İşte o günlerde İspanyol ordusunda bazı subayların gözü açılmıştı, kilise hayırlı bir şey değildi, halkı kontrol ediyordu ama her türlü ilerici hamleye de karşı çıkıyordu. Yedikleri dayaktan bıkan subayların ve askerlerin bir kısmı Moskova’dan gelen sloganlara yakınlık duymaya başlamışlardı. Üstelik şimdi her biri yaman bir savaşçı olmuştu, Kuzey Afrika dağlarında Faslı gerillaları yakalamak kolay değildi, tek başına hayatta kalmak bile çok zordu. Ve bu zorlu sınavdan geçen askerler, ülkelerinin geleceğinden tedirginlik duyuyorlardı. Mesela General Silvester diye biri yenilgi üzerine yenilgi alınca kafasına sıkmıştı- tıpkı dünyanın her yerinde ki gerçek askerlerin yaptığı ve yapacağı(?) gibi-… Yani işler zordu, kahramanlık kolay değildi…her zaman fakir halk değil ve fakat rütbe sahipleri de bedel ödüyordu… Her kes kendi meşrebince bir çıkış yolu arıyordu, kimi Komünizm diyordu, kimi ise asil İspanyol ırkının ıslahı… Ana vatan da karışıktı; politikacılar halkı nasıl kazıklarda köşeyi bir an önce döneriz derdindeydi. İş hayatı Avrupa’nın çok gerisinde kalmıştı savaş yorgunu Fransa ve İngiltere hızla toparlanıyorlardı. Kilise ‘Allah’ın oğlunu tanıyın lan’ diye feryat ediyordu. Komşularında ki aristokrat adetlerin çöküşünü gören asiller endişeliydi. ‘Hem ekmeğim tam olsun hem karnım doysun!’ olmuyordu , bir şeyler feda edilmek zorundaydı. 1920lerin sonuna gelindiğinde İspanya da her köşe başında siyasi bir suikast işleniyordu, ülke, cehenneme dönmüştü.
Beş yıl içinde bin kişi katl edilmişti, rekor Barselona da kalacaktı; 36 saat içinde karşılıklı 21 siyasi cinayet işlenmişti.
Primo de Rivera adlı general, krala ‘majesteleri azıcık müsaade’ diyerek tahtı ve tacı kenara koyacak ve fiili diktatörlüğünü lafı eğip bükmeden ilan edecekti. Monarşi hala vardı ama artık iktidar değildi.
Bizim general hovarda, içkici, zampara biriydi, böyle adamlara aslında Kilisenin söyleyecek bir iki lafının olması lazım gelirdi ama biraz ..Sıkardı…
Bu generali de başka bir general hal edecekti, ama Şarklıların yaptığı gibi değil; adamı rezil etmeyeceklerdi. Yalnızca ordu içinde var olduğu –iddia- edilen bir grup darbeci subayın mahkemesinde Primo’nun emrine karşı gelerek adamları mahkum etmeyecekler üstüne üstlük bir de terfi ettirecekleri. General De Rivera mesajı anında anlamıştı, taşradan gelen oyları saymaya gerek yoktu. Hovardalıklarına Fransa da devam etmek üzere ülkesini ilelebet terk etmişti.
Calvo Sotelo cinayeti ve iç savaş, sonra ki yazı da…..