FRANCO HA MUERTO 5
Bu arada Kral tekrar valizlerini toplayıp yurt dışına yollanmıştı, zaten işlevsiz kalmıştı ama gidişi bir tarihlerde ‘ya Monarşi, ya Anarşi’ diyen adamı haklı çıkaracaktı. İkinci Cumhuriyet diye bir şey ilan edilmişti. (Aslında İspanya iç savaşının tüm safhalarını anlatmak bir kitabın işidir, bir seri makalenin değil, o yüzden bazı fasılları atladık.)
Seçimler falan yapılıyordu, 30 lu yıllarda henüz Gürcü Stalin’in ne berbat biri olduğunu fark edemeyen bir sürü romantik komünist tüm kıtada gayet etkili bir ‘komünizm’ propagandası yapıyordu. Çok da mesafe almışlardı, üstelik yalnızca romantik değil ama iyi örgütçüydüler, Komünist partiler her yerde silahlı militanlara komuta ediyordu, hani ola ki bir laf sokuşturmaya çalışan olursa adamı anasından doğduğuna pişman ediyorlardı. Sağ militanların eli armut toplamıyordu onlarda sağ siyasetçilerin hizmetindeydi. Yani ortalık eşkıyadan geçilmiyordu. Meclis, hükümet, polis, adalet hak getireydi.
İspanyollar artık bunalmıştı.
Önce Joe Castello adında bir liberal görüşleriyle tanınan ve sol siyasete angaje bir subay sağcı militanların suikastı ile 1936 Temmuz ayında vurulacaktı, adam ölmüştü. Ardından bu sefer sağ görüşleriyle öne çıkmış biri, Calvo Sotelo cumhuriyetçi polis tarafından evinden alınacak ve hemen içine konulduğu arabanın içinde kevgire çevirircesine acımasızca kurşunlanacaktı.
İşin traji-komik yanı bu her iki adamın da bir tarihlerde ünlü diktatör Primo de Rivera ya olan yakınlıklarıydı. Yani her ikisi de bir anlamda ülkelerinin aristokratlarıydılar biri Cumhuriyet, diğer kraliyetin idi.
Tek fark buydu.
Her ikisi de aynı gün toprağa verilmişti.
Sonuçta aynı köklerden gelip farklı siyasi ideolojilere kapılan iki siyasetçinin suikastı, 2 asırdan bu yana bekleyen barut fıçısını ateşleyecekti. Herkes , herkesi öldürebilirdi artık ,her kes herkese zulüm yapabilirdi. İnsanların içinde ki o korkunç canavar açığa çıkmıştı bir kere…(Ülkesini ‘onlar-bunlar’ diye bölmenin kanlı ve acılı sonucuydu bu)
Halk cephesi diye bilinen ve kuru aşureye benzeyen siyasi hareket seçimlerde 4.6 milyon oy almıştı.
Daha derli toplu duran sağ hareket ise 4,5 milyon . Halk cephesi hükümeti kurmuş ve ayaklanmak üzere olan sağcı asilerin üzerine şiddetle gitmişti. Ama beceriksizlik ve tipik solcu kafası ile çekememezlik yüzünden her şeyi yüzlerine gözlerine bulaştırıyorlardı.
Sağ tarafta çok parçalıydı ama orada askeri disiplin vardı, fazla parçalananı, parçalıyorlardı.
Üç askeri lider öne çıkmıştı; Sanjuro, Mola, ve Franco… her üçü de sıkı adamlardı, Rif dağlarında Müslüman gerilla avlamak kolay iş değildi, tehlikeleri bin bir türlüydü. Faslı gerillalar esirlere her türlü işkence ve eziyeti çektirirlerdi, adamın dersini canlı-canlı soyar her türlü sivri organını keser, kısaca ölmek için yalvartırlardı, tabii bu gaddarlık iki taraflıydı. Ne var ki her iki tarafta kahramanlığı önemserdi. Bu yüzden Franco çoktan bir efsane olmuştu, bembeyaz peleriniyle gecenin karanlığında taarruza kalkar, bir elinde kılıç diğerinde tabanca yiğitçe dövüşürdü.
(İspanyol ordusu epey komik bir teşkilattı dünyanın parasını harcıyorlardı ama doğru –dürüst bir zırhlı araba alıp da, mesela İngiliz veya Fransız sömürgecilerin yaptığı gibi asilerin üstüne gidemiyorlardı, halkın tüm parası yüklü maaşlar ve subayların keyfine harcanıyordu )
Faslı gerillalar bu cesur subaya inanılmaz bir saygı duyuyorlardı. İspanyol meslektaşları ise onu kıskanıyordu. Şimdi iç savaş çıkmıştı askeri karar mekanizmasının başına kim geçecekti, gizli bir husumet sağcı subayların arasına usulca yerleşmişti. Bir birlerini gördüklerinde övgü- iltifat gırlaydı ama ayrıldıklarında demediklerini bırakmıyorlardı. En kıdemli olan Sanjuro idi, Afrika garnizonundan ana karaya giderek isyanın başına geçmek istiyordu, yüz okkanın üstünde bir adamdı. Uyduruk bir uçakla ve üstelik iki dev valiz dolusu kişisel eşyası ile havalanmıştı ki, uçak yere çakılmış mucize kabilinden pilot kurtulmuş ama tombul güme gitmişti, şimdi kalmıştı iki kişi, Mola ve Franco!
Devamı gelecek yazıya: Tanrı Franco’yu seviyor mu ne?