​FRANCO HA MUERTO 6


General Mola isyanın beyniydi. Aslında Küba doğumluydu, öz dayısı, Kübalı asilerdendi. Mola ana vatanına döndüğünde Monarşiyi iliklerine kadar benimsemişti. Halk cephesi falan gibi siyasi hareketlerden hiç hoşlanmıyordu hele şu Komünistlerin kapı da ki askıya şapkasını asıp içeri girip evin dişi kuşuna etraflıca hal hatır sorması rivayetleri midesini bulandırıyordu.
Kuzey Afrika savaşlarında ateşin takdisinden defalarca geçmiş bir askerdi. İsyan başladığında ordu da ki haklı ününden dolayı komuta ona devir edilmişti. Madrid sarılmıştı, isyancı askerler ‘dört koldan’ başkente yürüyüşe geçmişlerdi, Mola , basını, ve hele yalama-yıkama seviyesiz gazetecileri pek bir severdi. Bir Basın toplantısında tarihe geçecek şu ifadeyi kullanacaktı: ‘ Ordularımız 4 koldan Madrid üstüne yürüyorlar, ama ‘5.Kol da’ şehir içinde hazır bekliyor’ Bu gereksiz abartma ne yazık ki Halk cephesi kontrolünde ki Madridlilere pahalıya mal olacaktı. Hükümet yaklaşık 12 bin kişiyi faşist suçlaması nedeniyle kurşuna dizmişti. Daha sonraları Cumhuriyetçiler ‘yok yahu o kadar değildir, olsa-olsa 3-4 bin kişidir’ diyerek temize çıkmaya çalışmışlardı sonradan 2-3 bin arasında hayvan pazarlığı bitmiş taraflar fit olmuşlardı.(Bu hikaye sosyal demokrat tarihçiler tarafından ısrarla atlanır, siz de sanırsınız ki İspanya iç savaşında tek zalim ve gaddar taraf Faşistlerdi oysa bu katliamı belgeleyen bağımsız temsilcinin uçağı _Kızılhaç görevlisi İsviçre vatandaşı George Henny-Stalin’in has adamı ve İspanya da ki KGB nin başı general Orlov’un talimatıyla Halk cephesine yardım için gelen Rus pilotlarca düşürülmüştü, adam aylarca hastane de kalacak ve raporunu bir türlü teslim edemeyecekti.)
Nerede kalmıştık, Mola , evet. Almanlar ve İtalyanlar bu subaya çok yatırım yapmışlardı beklentileri çok yüksekti. Mola işin başına geçince Hitler ve Mussoloni, pek bir memnun olacaklardı.
Ama Mola’nın bindiği bir uçak da yere çakılmış ve general Mola mortu çekmişti.
Meydan Fransisko Franco’ya kalmıştı. Onun derdi baş şehri bir an önce alarak savaşı bitirmek değildi.
Önce kendi halkının gözüne girmesi gerekliydi, onun için Alkazarı-Toledo, kurtarmıştı, onun için savaşına slogan olarak kralcıların tüylerini diken-diken eden Fransız devrimi sloganını seçmişti : ‘Kardeşlik-Hürriyet-Eşitlik’
Önce şu Faşist Falanjlar iyice bir yıpransın istiyordu, kendine sadık Faslı askerlerini bir an önce ana karaya çıkarabilse ne iyi olurdu.
Hitler ‘hay-hay’ demiş ve JU-52 diye uçaklarından bir filo yollamıştı zaman içinde bu uçakların sayısı da çeşidi de artacaktı, tabii İtalyanlar da eksik kalmayacak onlarda hem kara hem hava gücü ile milliyetçi(?) lerin yanında yer alacaklardı.
Franco, bir göz istemişti, Allah ve global kapitalizm ona iki tane vermişti.
İç savaş bir kan deryası idi, İkinci dünya savaşının kıyafetli provası gibiydi. Sivil halkın anası ağlamıştı.
Katliamlar, işkenceler, esir kampları dünyanın ilk kez gördüğü şeylerdi. Guernica bombardımanı adeta Roland efsanesi gibi dilden dile anlatılıyordu. Milyonlarca insan savaştan feci halde etkilenmişti, açlık-yokluk-yoksulluk her yerdeydi. Yüzbinlerce insan evlerinden-yuvalarından kopmuş veya kopartılmıştı.
Fransa, işin başında bazı göçmenlere kapısını açmış ama sonra derhal kapatmıştı.
On binlerce insan Franco ve faşistlerin adaletine teslim edilecekti.
Faşist Falanjların zayiatı çoktu, ama bu gerçek Franco’nun işine geliyordu, çünkü rakiplerinin gücü-kuvveti tükenirken onun Faslı lejyonları sapasağlam ayakta duruyordu.
O ne devrimciydi, ne kralcı, ne Faşist, ne Nazi, ne Cumhuriyetçi.. o yalnızca Franco idi ve yalnız kendi çıkarlarına hizmet edecekti.
Adolf Hitler gibi tüm dünyayı susta durduran adam bile Franco ile yaptığı görüşmeden çıktığın da ‘yeter be dört dişimi çeksinler de beni bir daha bu adamla muhatap etmesinler!’ diyecekti.
Franco İspanyası; bir sonra ki yazıya….