Gelecek için güven önemli

Türkiye ekonomisi uzun zamandır zorlu bir sınavdan geçiyor. Bu tabloyu görmek için ekonomik verileri tek tek incelemeye gerek yok. Çarşıda, pazarda, sanayi sitesinde, turizm sektöründe ya da esnafın dükkanlarında birkaç dakika geçirmek bile yaşanan sıkıntının boyutunu anlamaya yetiyor.

Son dönemde icra dosyalarının, iflas ve konkordato başvurularının artması iş dünyasının en çok konuştuğu konular arasında yer alıyor. Konkordato aslında şirketlere yeniden ayağa kalkma fırsatı sunan hukuki bir mekanizma olsa da, başvuruların artması piyasalardaki nakit sıkışıklığının önemli göstergelerinden biri olarak değerlendiriliyor.

Son aylarda Antalya’da da farklı sektörlerde konkordato kararlarının gündeme gelmesi, ekonomik baskının yalnızca sanayiyi değil tarım, ticaret ve hizmet sektörlerini de etkilediğini gösteriyor.

Antalya bu tablonun en dikkat çekici şehirlerinden biri. Türkiye’nin turizm başkenti olarak anılan kentte milyonlarca turist ağırlanıyor. Oteller doluyor, havaalanı rekorlar kırıyor. Ancak bu hareketlilik maalesef her kesime aynı ölçüde yansımıyor. Turizm gelirlerinin yüksek görünmesine rağmen birçok işletme artan finansman maliyetleri, krediye erişim güçlüğü ve yükselen işletme giderleri nedeniyle ayakta kalma mücadelesi veriyor.

Sektör temsilcileri arasında, bazı turizm tesislerinin yatırımcı aradığı veya el değiştirme arayışında olduğu yönünde değerlendirmeler de yapılıyor. Her tesis için mali sıkıntı bulunduğunu söylemek doğru olmaz ancak sektörde finansal yapılanma ve satış görüşmelerinin arttığına ilişkin haberler dikkat çekiyor.

En büyük sorun ise belirsizlik. Esnaf önünü göremiyor. Sanayici yatırım kararını erteliyor. Çiftçi maliyet hesabı yapamıyor. Turizmci gelecek sezonun planını hazırlarken dahi temkinli davranıyor. Ekonomide güven duygusunun zayıflaması, rakamlardan daha ağır sonuçlar doğurabilir. Çünkü yatırımın da ticaretin de en önemli sermayesi güvendir.

Bugün Antalya’nın ihtiyacı yalnızca güçlü bir turizm sezonu değildir. Üretimin desteklendiği, finansmana erişimin kolaylaştığı, küçük esnafın nefes alabildiği, yatırımcının geleceğe umutla bakabildiği bir ekonomik iklime ihtiyaç var. Şehir ancak bu şekilde sahip olduğu potansiyeli gerçek anlamda refaha dönüştürebilir.

Hiç kimse ekonomik zorlukların sonsuza kadar süreceğine inanmak istemiyor. Ancak umut, tek başına yeterli değil. Güveni yeniden tesis edecek, üretimi ve yatırımı teşvik edecek adımların gecikmeden atılması gerekiyor.

Çünkü güçlü bir Antalya, yalnızca turizmiyle değil; ayakta duran esnafı, üreten sanayicisi, kazanan çiftçisi ve geleceğe güvenle bakan insanlarıyla mümkün...