Hayat giderek zorlaşıyor

Beyaz yakalılar denilen orta sınıfın da hayat pahalılığına karşı direnç gösteremediğini ve kaliteli yaşamdan kalitesiz yaşama doğru yol aldığını yazmıştım. Bu kesimin sinema, tiyatro, konser, yurtdışı gezi gibi sosyal yaşamın olmazsa olmazlarını da karşılayamaz duruma geldiğini önceki bir yazımda sizlerle paylaşmıştım.

Hayat pahalılığı, yani raflardaki fiyatlar toplumu eksik yaşamaya zorluyor.

Öyle ki, kahvaltıdan peyniri, yemekten eti hayatımızdan çıkardık.

İnsanca yaşamak en doğal hakkımızken açlıkla sınanıyoruz.

Peynir olmuş 650 lira.

Et 1000 lirayı geçmiş.

1000 lirayı geçen elektriğe 2000 lira ödüyorsun!

Hayatının yükünü omuzlarında taşıyan kadınlar ne diyor bu gidişle ilgili?

Kadınlarla konuşuyorum.

Tencerede yemek değil, öfke kaynıyor.

Diyorlar ki; ‘Hayat pahalılığı bizi öyle etkiledi ki, sebze ve et yemeklerini yapmıyorum artık. Daha az doğalgaz kullanıp iki günlük yemek çıksın diye kuru bakliyat yemekleri yapıyorum. Eşimin fatura tutarını sürekli başıma kakmasından bıktım; o evde yokken çamaşır yıkıyorum ve gece geç saatlerde tabi ki. Elektrik faturası daha az gelir mantığıyla bulaşık makinesini haftada bir kullanıyorum artık.”

Ne acı değil mi?

Önümüz kış.

Elektrik yine çarpacak gibi.

Emekli bir kadın diyor ki; ‘Çok zor durumdayım. Aldığım emekli aylığının yarısı kiraya, diğer yarısı da faturalara gidiyor. Yiyecek alamıyorum, iki aydır pazara gidemiyorum. Düzenli olarak bir beslenmem yok. Yaşlıyım ve çaresizlik hat safhaya ulaştı. Elzem ihtiyacım olan hiçbir şeyi alamıyorum. Akşam elektrik yakmıyorum. Yeteri kadar beslenemediğim için sağlık sorunlarım çok fazlalaştı’

İlaca da yüklü bir zam geliyor!

Ne acı değil mi?

Gördüğüm manzara şu; tencerede öfke kaynıyor.

Kadınlarımız öfkeli.

Kadınların sabrını sınamayın.

Kadınların sesine kulak verin.

Artık dayanma gücü kalmadı.