Kabahatli usta mı şimdi ?

İşleri yetiştirmeye zaman yetmiyor diye dert ediyoruz ya, hani birşeyler hep öngörülenin dışında gelişiyor. Zamanını yönetmenin bilmem kaç altın kuralı, teğet geçiyor iş hayatımıza hep.''Sabah bir başlıyor gün,ne öğlen yediğim yemeği hatırlıyorum, ne nasıl akşam olduğunu''diyoruz ya.Kalemimiz alıştı alışalı, hazırlamayı pek sevdiğimiz ama tam anlamıyla hakkını da veremediğimiz şu 'yapılacaklar listemiz',pazartesi hazırlanıp en geç cuma çöpe yuvarlanan kağıtlardan öteye geçemiyor çoğu zaman.Pencereden dışarıdaki telaşı izliyorum. Diyorum ki kendime: ''Farkındalığın madem bu kadar yüksek, eylemlerin neden farkındalığından uzak?'' diğer ben diyor ki bana ''İçine sığamadığım zamanın, tek suçlusu ben miyim?''

İşte hep böyle yapıyorlar.Birbirlerine iki laf atıp susuyorlar. Düşünüyorum… Kendi yönetemediğim zamanın gerçekten başka bir suçlusu olabilir mi? Suçluyu bulup, suçu da delege etsem, bana daha çok zaman kalır mı? Yoksa boşalan her alanı, yeni ve sırası gelmeyecek maddelerle mi doldururum yine? En kolayı bu zaten, değişmek ve değiştirmek için çaba sarfetmeden, elini de bir zahmet taşın altına sokmadan, sorunu ucundan tespit edip, bir başkasının masasına usulca bırakmak… Arada sandalyemizi ufak bir ayak hareketiyle yan masaya çevirip,''ne yaptık o işi?'' diye sormak… Sonra da ''nekadar plansız çalışıyor.'' diye geçirmek içimizden...

Proje yöneticisi, son anda değiştirilen fuar programı için şehir dışına gidecekti. Takibindeki acil yetişmesi gereken projelerden birini benim sorumluluğuma vermişti. Artık son haline getirsem iyi olacaktı.''Sorun şu ki…'' diye konuşmaya başladım yine ''…tek bitirmem gereken, önümde duran o acil proje değil.Ekibi toplayıp yıl kapanışını yeniden planlamamız gerekiyor, Aralık da iyi geçerse, belki şu sürekli ertelediğim tatile çıkarım. Tedarikçi ile sorunlarımız hala devam ediyor. Ve satış sonrası destek tarafında aksayan konular var, neden görmezden geliyorum ki? Bir de eve usta gelecekti bugün, geldi mi?''

Gözlerimi devirdim, pencerenin önü ya da masanın başı farketmiyordu, içimde bir ben, sessizce bekliyor ve ansızın konuşmaya başlıyordu yine.Sağıma soluma baktım,ofistekilerin koşturmacası konsantrasyonumu bozuyordu. Kapımın çalması ve onlardan birinin hikayesine ortasından dahil olmak, en son istediğim şeydi sanki şuan.

Kaç saat kalmıştı, bugün erken çıksam iyi olacaktı. Belki yarın daha iyi bir gün olurdu. ''Eve gitmek mi?'' dedi içimden yine aynı ses. ''Önce markete uğramalısın, alınacakları not etmiştin. Kuru temizlemeyi de unutma.Ustayı ara, ustayı, sen gitmeden bitirsin şu işleri.''Çantamı toplayıp çıksam da bitmeyecek miydi yapmam gerekenler? Biriktikçe, hiçbirini yapmak istemiyordum. Yapmadıkça daha çok birikiyordu.

Şimdi bir başkası aynı şeylerden şikayet edip, yanıma gelse;yetkin yönetici duruşuma geçer, sessizce dinler. Anlatacaklarını bitirdiğinde, belki bir temiz kağıt çıkartır, gündeminde havalarda uçuşan büyük küçük ne varsa yazmasını isterdim. Sonra daönem ve aciliyet sırasına göre düzenlemesine yardımcı olurdum. Başkasının iş planına yarayan kalemim, kağıdım, bu aralar bana yardımcı olmayacaktı, belli. ''Ustayı aradın mı?'' dedi iç ses yine.

Bir haftadır hep bir sebeple beni erteleyen ustayı aramam lazımdı. Bir türlü söylediği günde gelmiyordu. Hep daha büyük bir işi çıkıyor,benim işler ertesi güne kalıyordu. 'Ustayı değiştirmek' iyi bir fikir olabilirdi, ama o kadar dakolay değildi. Tüm evin işlerini o halletmişti. Şuan bir yenisini bulmak bana da zor geliyordu. El mahkum sabırlı ve anlayışlı gözükmeye çalışıyordum.

''Usta, bugün kesin geliyorsun değil mi?'' Telefondaki ses, bugün de gelemeyeceğini söyledi, ''yarın kesin inşallah'' dedi. Kapattım. 'İnşallah' ne demekti? Yarın gelecek miydi? Bilgisayardan gelen cılız sese doğru döndüm. E posta, proje yöneticisindendi. ''Dosyayı ne zaman görüşeceğiz, hala tamamlanmadı mı?'' yazıyordu.

Üretken olmadan, nasıl bu kadar yorabiliyordum kendimi? Geriye doğru yaslandım. Kontrolsüzce koştuğum zamanların kabahatlisi kimdi, neydi? Delege edilen işler, ani değişen programlar, onarılması gereken borular, sözünü tutamayan ustam, biri bitmeden üstüne eklenen yeni maddeler, astlarım ya da üstlerim miydi? Yoksa asıl kabahatli, söylenecek birilerini ve itiraz edecek bir şeyleri ararken, geçen zamanı fark etmeyip, yüklerimin altında kalan ben miydim?