Karlar ülkesi Sarıkamış

İstanbul’dan sabah 8.30 uçağıyla Kars yolculuğumuz başladı. Yaklaşık 2 saat sonra mini minnacık bir havalimanına iniş yaptık. Bizim uçağımız dışında başka uçak da yoktu. Felaket senaryoları kurarak yola çıktığımız için kar, kış, kıyamet bizi karşılar sanıyorduk ama mis gibi bir hava karşıladı bizi. Havalimanında kar bile yoktu. İniş sonrası yürüyerek içeri girip valizlerimizi aldıktan sonra otelin transfer aracıyla Sarıkamış’a doğru yola çıktık.

Bizler Antalya’da dağlara çıkarken hep tırmanışa geçtiğimiz için burada da pis bir yoldan tırmanırız zannetmiştik ama gayet güzel ve düz bir yoldan 60 kilometre sonra otelimize ulaştık. Çünkü Kars zaten 1776 metre yükseklikte bir şehir ve Sarıkamış da 2100 metre civarı. Yani gelene kadar tırmanacağımızı tırmanmıştık.

Sarıkamış merkezden, 2-3 kilometre sonra kayak merkezi oteller bölgesine ulaşıyorsunuz. Ana yolun üst tarafında kayak merkezi otelleri, alt tarafında ise daha küçük apart ve oteller yer alıyor. Biz alt tarafta bulunan apart bir otelde kaldık. Kayak merkezine 500 metre yürüme mesafesinde, ayrıca otelin de transfer hizmeti var.

Bu bölgede alışveriş yapabileceğiniz market vs. gibi yerler yok Sarıkamış’a inmeniz gerekiyor.

Sarıkamış levhasının sağında beklerseniz sadece 5 TL ödeyerek minibüse binebilir ya da taksi hizmetinden yararlanabilirsiniz. Taksimetre açmıyorlar, sabit fiyat 150 TL alıyorlar. Tren garına kadar yürüdüm. Niyetim, gelmişken Doğu Ekspresi’ni de deneyimlemekti. Buradan Erzurum’a gidip gelmek tam bir günümüze mal olacağı için bunu yapamadık. Kayak tatilinizi buna göre planlayabilirsiniz. Bu kadar gelmişken trenle Palandöken’i de görüp dönebilirsiniz ya da tam tersi. Gar son derece sakin nostaljik bir yapı.

Merkezi inanılmaz küçük ve her yer yürüme mesafesinde, dikkat etmeniz gereken tek şey güneşi batırmamanız. Güneş battıktan sonra sıcaklık bir anda düşüyor, yerler buza çekiyor ve kaldırımlar birer buz pistine dönüşüyor. Halk alışmış ama biz biraz zorlandık ve taksiye bindik. Bir ikinci detay da yürürken çatı altlarından geçmemek. Çünkü çatılardan sürekli kar ya da buz düşüyor.

Gelelim kayak konusuna... Bu kadar yolu boşa gelmedik. Vardı bir bildiğimiz. Burayı bu kadar özel yapan yağan karın cinsi ve güzelliği. Dünyada en çok Alplerde olan toz kristal kar, Türkiye’de sadece Sarıkamış’ta mevcut. Bu kar tazeliğini ve güzelliğini koruyor. Kayak ve özellikle de snowboard için çok elverişli.

Bir ikinci tercih meselesi de pistin sarı çam ormanlarıyla çevrili olması, rüzgara karşı oldukça korunaklı ve herhangi bir çığ riski bulunmuyor. Pistler de oldukça geniş ve kayarken bir yerlere uçma riski yok, güvenli, olsa olsa pistten çıkıp ormana dalarsınız.

Kayak Merkezi’ni üç bölüme ayıracağım. Giriş kısmı Kütük Ev’in çevresi. Burası kayak hocamın tabiriyle “baby pist”, günü birlik ziyaretçilerin ve bu spora yeni başlayanların alışma pisti. Herkes çok acemi olduğu için bu pistte takılırken gözünüzü dört açmanız gerekiyor. Ben de buraya 'kontrolsüzler' diyorum. Düşenler, uçanlar, çarpanlar bu pistte. Eğer pes etmediyseniz ve devam diyorsanız telesiyeje binerek orta bölüm olan Teras Kafe’ye çıkıyorsunuz.

Çok ilginç burası. Aşağı ve yukarı bölümlere göre daha güneşli ve ılıman. O yüzden hem çok kalabalık hem de daha eğlenceli ama telesiyeje binip inerken çok dikkatli olmak lazım. Buradan aşağıya inen pistler de başlangıç seviyesinde. Buradan da tekrar telesiyeje binip Zirve Kafe’ye yani Bayraklı Tepe’ye çıkıyorsunuz. Burası çok esiyor. Dışarıda oturamazsınız ama kafenin terasından (burada ısıtıcılar mevcut) bütün kayak merkezini izleyebilirsiniz. 2 tane zor pist mevcut. Adı da ürkütücü; Karanlık Dere ve 5 nolu pist. Bu pistler biraz dik, kayakçılar hemen bitiyor diye çok tercih etmiyorlar.

Pistlerin dışında ormanın içinde küçük patikalardan da kayabiliyorsunuz. En çok özendiğim ve istediğim de bu oldu. Şu işi biraz daha ilerletip sarı çamların arasında sessiz sakin kıvrıla kıvrıla kaymak harika olurdu...