Kendine yetişmeli kendinden kaçmadan

'Neden huzurla oturamıyorum biliyor musun yerimde'dedi.

(Sevdiğim bir hikayeyi,ona da anlatmama sebep olacak duyguyu, karşımdakinin cümlelerinden duymak için pusuda bekliyordum.Diyecektim ki hikayenin finalinde'Arada bir molalar vermeli, ruhun bedene yetişmesini beklemeli.')

'Neden' dedim.

'Çünkü bilmiyorum'dedi.

'Neyi bilmediğini düşünüyorsun' diye sordum.

'Bazen nasıl hiçbir şey yapmadan duracağımı' dedi.

Bir dursa -ki duramazdı çünkü haklıydı, nasıl durulur bilmiyordu- herşey kontrolden çıkar diye düşünüyor, korkuyordu.

Farkına varmak ve biraz soluklanıp, kaldığımız yerden yeniden başlayabilmek için, ilk ve belki de tek engelimizin kendi düşüncelerimiz olduğunu görmemiz lazımdı. Aksi durumda ne ruhu tutabilecektik yerinde, ne bedeni ona yakın bir yerlerde…

Denizi, gökyüzünü izlemekti kendine yetişmek ama öylesine değil, dalga dalga, bulut bulut takip edebilmek…

Koşmaktı bazıları için, finale ilk gelen olmak uğruna değil de, sadece iyi hissetmek için koşabilmek…

Sessizce kendine dönmek, kendine kalmaktı ya da… Onlarca düşünceyi içimizde defalarca evirip çevirmek değil de, nefese odaklanmak, bu kadar yok gibiyken; renksiz ve görünmez… Aslında nasıl bu kadar güçlü var olduğunu hissedebilmek…

Tüm hayallerimizi, dileklerimizi hatırlatmak gerek kendimize.Heyecanlarımızı, korkularımızı, bizi yerimizde oturtamayan telaşlarımızı hatırlatmalı… Değişmek için direnmemeli, hayatımızdan zorlamamalıyız.Sahip olduğumuz ve olamadıklarımızla bir bütün olduğumuzu unutmamalı ve bu bütünde hepsinin birbiriyle uyum içerisinde yol almasını sağlamalıyız.İşte tam da bunu keşfettiğimiz ve kendimizle iyi geçinerek yaşamayı öğrendiğimiz gün, ne yükümüz ağır, ne bedenimiz dar, ne ruhumuz uzak gelecek bize.