Kirli savaş 3


Amerikalılar, Churchill’ sayardı ama sevmezlerdi, adam onlardan daha tecrübeliydi, bilgiliydi. Savaşın sonuçlarını daha iyi okuyordu. Ama o sonuçları değiştirecek güce sahip değildi. Çok türkü biliyordu ama nefesi yetmiyordu…Charles De Gaulle daha farklı bir türdü, Yankilerin tuzağına düşmemişti, ne sayfa,sayfa verilen mülakatlar, ne yalaka radyo yorumcularının çanak programları, ne halkla ilişkicilerin süslü lafları… adam bir türlü dolduruşa gelmiyordu. Ne kadar anti komünist ise o kadar anti Amerikancıydı. Almanlar baş düşmandı ama İngilizleri de bir türlü af etmiyordu. Washington’un onunla fazla vakit kaybetmeye hiç niyeti yoktu. Başka bir Fransız lider aramaya çıkmışlardı.
Amerikalılar,1942 Kasım ayında Kuzey Afrika da ki Fransız sömürgelerine çıkartma yapınca, Hitler de 1940 Haziran ayında işgal edilmeyen Fransız topraklarını ele geçirmişti, ama garabet yapı sürüyordu.
Fransa da hala bir Fransız devleti vardı, ve Petain başındaydı…Fransız halkının da aklı başına gelmek üzereydi. Fransa da ‘milis’ diye bir grup angut ortaya çıkmıştı.Kendi vatandaşlarına Alman işgalcilerle birlikte eziyet ediyorlardı. Adi birer işbirlikçiden başka hiçbir şey değillerdi. Ama kilise, sermaye,ve burjuvası bu adam taslaklarına sahip çıkmaktaydı. Hele kilisenin yobaz dinci rahipleri bayrağı kimseye kaptırmak niyetinde değillerdi. İşgalci Alman ordusu bile ‘işbirliğinin’ bu denli kaypak, yalak ve yavşak olanını beklemiyordu.1943 senesi geldiğinde ‘Direniş’ hareketi asıl olarak komünistlerin elindeydi. İngiltere onlara sınırlı ve kontrollü silah yardımı yapıyordu, Amerikalılar durumu yakından izliyorlardı. Stalin, yalnızca talimat yolluyordu; Batı Avrupa da ki direniş olabildiğince sert ve acımasız olmalıydı. Öldürülen her Alman askeri Rus cephesinden bir eksilme demekti.
Ama bir sorun vardı: Almanlar her türlü saldırıyı misliyle sivil halktan çıkaracaklardı. Bir Alman askeri öldüğünde karşılığında kurşuna dizilen sivillerin sayısı 1 e 10 olabiliyordu. Önce Fransız polisi ve adliyesinin yardımı ile Yahudileri ve sicilli komünistleri asmışlardı, ama adamlar bitmek üzereydi. Şimdi sıra , orta sınıf Fransız yurttaşlarına gelmişti. Kilise yırtmıştı, yüksek sermaye sahipleri de, üniformalı ve üniformasız bürokrasi de bir dereceye kadar kapsama alanı dışında kalmıştı. E, arada kalanlar ise bir zahmet evlatlarını falan hatta gerekirse kendilerini feda etmeliydi.
Komünist gerillalar Almanların gözünün yaşına bakmıyorlardı,Almanlar da Fransız sivillerin.
Ve Fransa hala direnişin liderini arıyordu… hala…
Amerikalılar daha önce dediğimiz gibi De Gaulle den hoşnut değillerdi. Yerine bir –iki alternatif denemişlerdi ama dikiş tutmamıştı. Hiç birinde De Gaulle karizması yoktu. Amerikalı analistler Fransız generalinin aklında neler olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. Tamam, ülkeyi komünistlere kaptırmayacaktı belki ama Amerikalılara da kapıları kapatacaktı anlaşılan. Bir ‘Avrupa tarzı yaşam’ diye bir şey tutturmuştu..Allah bilir bu adam barış zamanında can düşmanı Almanya ile el ele bile verebilirdi. Washington’un burnu sümüklü analistleri alternatif lider arayışını sürdürmeye devam edeceklerdi.
Rahipler, onların kankaları iş çevreleri, sözüm ona asiller, yüksek bürokratların keyfi yerindeydi.
Ama güneyinden-kuzeyine, doğusundan-batısına Fransa kanıyordu….
Peki nereye varacaktı bu işin sonu? Yarına….