Kirli savaş 7
Kurşun kafasından girip, arabanın kaportasına çakıldığında, hala yaşıyordu, belki ikinci ve üçüncü kurşunlar da isabet ettiğinde yaşıyor olabilirdi. Savaşın en şaşkın ölülerinden biri sayıldığında kasabası acımasız bir işgal altındaydı. Tamirhanesinin yanı başında ki otel top ateşine tutulmuş ve yanmaya başlamıştı, içinde kalanlar kaçmaya başlamışlardı , SS lerin ateşi altında kısa sürede cansız bedenleri caddeyi doldurmuştu.
Londra’dan gelen ‘direniş’ talimatı yerine getirilmişti. Evet, Alman panzer tümeninin öncü birlikleri 20 şanlı dakika boyunca geciktirilmişti. Buna karşılık 10 kasabalı ölmüştü, Alman araçlarında sıyrık bile yoktu haliyle can kaybı da olmamıştı. Alman konvoyu girdiği hızla kasabayı terk etmişti.
Arkası geliyordu.
Ama direniş de hız kazanmıştı her yerleşim yerinde 15-20 dakika gecikme toplamda epey bir şey ediyordu. Fransız direnişi Amerikan filmlerinde gösterildiği gibi şairane değildi. Askeri eğitimleri yok gibiydi, asker kökenli olmayan bir direnişçi silahını ateşlediği anda en emin yer hedefin ta kendisiydi…
Komünistler fazlasıyla ideolojik burjuvalar da fazlasıyla butik yaşıyordu. (Mesela komünist partizanlar bir gün dört Alman askerini pusuya düşürüp esir almışlardı, Almanlar biliyordu ki partizanlar esir almaz, harika bir fikirle direnmişlerdi..’Madem komünizm bütün dünya emekçileri birleşin!’ diyordu, ‘ e, iyi ya bu dört asker de fabrika işçisiydi, yakışır mıydı şimdi evrensel komünizmin kahramanlarına diğer işçi kardeşlerini cırmalamak?’ Fransız komünist direnişçiler ‘ haliyle’ demişler ve Almanları serbest bırakmışlardı. Sonradan yoldaş komutandan sıkı bir sopa yiyeceklerdi..)
Burjuva kökenli direnişçiler ise önce metreslerini mi tatmin edecekler yoksa köprüyü mü havaya uçuracaklar onun tartışmasına takılıp kalıyordu. Şarabın doğru ısıda saklanmadığı yerlere ‘olağanüstü ağır koşullarda’ diyorlardı.
Savaş ise bütün acımasızlığı ile sürüp gidiyordu..
Yanlışlıkla yollarını şaşırıp güzergahları üstünde olmayan bir köye yolu düşen Alman askerleri ‘ne olur, ne olmaz’ diyerek ateş açmışlar ve 13 kişiyi daha mezarlık yoluna göndermişlerdi…
Bazı lokal Alman garnizonları adeta kuşatılmışlardı, bu garnizonlarda ki askerlerin çoğu hasta ve yaşlıydı, ve daha da beteri Alman bile değillerdi, çoğu Rusya da esir edilen Türki kökenli Asyalılardı aralarında Koreli bile vardı.Bu garnizonlar direnişçileri çil yavrusu gibi dağıtarak yarıp gelen SS konvoyunu azizler gibi karşılıyorlardı. Hani , kızıl derililerin kuşattığı kervanı kurtaran Amerikan süvariler misali…
Milis ile başlatılan iç savaş daha da bir tuhaftı ve daha da bir merhametsizdi. Direnişçiler, bir milisi ve muhbiri sıkıştırıp vurmuşlardı, adam ‘zamanında’ gelen bir ambulans sayesinde hastaneye yetiştirilmişti, vuranların ismini vermesi işten bile değildi. Vuranlar koşturup hastaneye gelmişler ve orada ki yetkili milis subayına baş sağlığı dileklerini iletmişlerdi, sonradan öğreneceklerdi ki kurbanları kan kaybından ölmüştü, ama onlar bunu bilmiyorlardı, milis şefi eski bir oyun arkadaşlarıydı, adama baş sağlığı dilememek ayıp olurdu.