​Kirli savaş 9.

Son
Oradour köyünde silah sesleri yükselince üç genç kız bölgeye yaklaşmışlardı, bir Alman nöbetçiye denk gelmişler ve ‘ne oluyor?’ diye sormuşlardı. Alman askeri, önce etrafı gözlemiş ve eliyle ‘kaybolun’ işaret yapmıştı. Yüzlerce insanın vahşice öldürüldüğü bu mahşer anında görülebilecek son merhamet dakikasıydı bu….
Fransa da ki bu kapışma bu gün bile tarihçiler tarafından çok tartışılır.Direniş harekatı gerçekten de Holywood filmlerin anlattığı gibi bir milletin şanlı baş kaldırışı mıdır yoksa artistlikten başka bir şey değil midir?
Tümen, orada on dakika , burada yirmi dakika, şurada beş dakika, derken asıl savaş hattına 10 gün gecikmeyle gelebilmişti. Askeri tarihçiler ‘eğer erken gelseydi savaşın gidişatı değişebilirdi’ diyorlar. ‘Değişebilirdi’
Normandiya çıkarması başladığında müttefikler Alman hatlarını tereyağını keser gibi yaracaklarını ummuşlardı ama olmamıştı. 1944 Haziran ayının 6. Gününden, Ağustos sonuna dek çakılıp kalmışlardı.
‘Nasıl olsa bu gün değilse yarın burada olurlar!’ diye direnişe katılan Fransız burjuvası şimdi acımasız Alman işgalcileri ile ve işbirlikçi Milisin eline ve insafına kalmışlardı.
Fransa, maceracı arkadaşların eğitim sahası haline gelmişti; bir manken kadar güzel Macar asıllı Violleta Szabo, romantik duygularının peşinde direnişe katılmıştı. Sonu hüsrandı, bir Alman devriyesi ile karşılaştıklarında topuklu ayakkabıları yüzünden koşamamış ve yakalanmıştı. Rene Dusact adlı bir Holivud dublörü atlama-sıçrama hareketlerini film setinde gibi yaparken yakayı ele vermişti, Wiliam Colby adlı eski bir subay ise görüp göreceklerini akıllıca değerlendirecek ve ilerde CIA nin başına oturacaktı. Micehel de Bourbon adlı ve cumhuriyet düşmanı Bourbon hanedanına mensup bir prens bile direniş hareketinin içinde yer almıştı.
Tek gerçek direnen grup Komünistlerdi, ama onlar da emirleri Moskova’dan alıyorlardı. Oysa Stalin, Fransa’yı kapitalist dünyanın kontrolüne bırakma konusunda çoktan anlaşmaya varmıştı.
Savaşın bitimi ile beraber bu komünist çeteler hala bir gün ‘Kızıl ordu’ gelir de ilahi ve ebedi Sovyetleri kurar diye birkaç kasabanın idaresine el koymuşlardı ama sonra da kös, kös evlerine dönmüşlerdi.
Savaş sonrası Fransa’sında yaklaşık 20 bin kişi çeşitli nedenlerle diğer Fransızlar tarafından öldürülmüştü. Ya komünist olmakla suçlanmışlardı, ya da olmamakla, binlerce kadın tecavüze uğramıştı…madem Almanlara veriyorlardı, o halde Fransızlara da vermeliydiler… ispata falan gerek yoktu biri çıkıp da ‘bu da işbirlikçi’ derse anında o kişinin defteri dürülüyordu. Bazen ve çoğu halde gerçek işbirlikçiler bu suçlamaları yapıyorlar ve kendi kıçlarını kurtarırken savaş süresince hiçbir şey yapmadan tarafsız kalan bir sürü masum insanın canına mal oluyorlardı.
Ne demişti büyükler ;’Bitaraf olan bertaraf olur!’
Acımasız cinayetleri işleyen Almanların hemen hepsi bir başka cephede ölmüşlerdi. Tümenin komutanı ise işlenen cinayetler için soruşturma açtırdığını ama savaş şartlarında mahkemeye sevk işleminin gerçekleşmediğini ileri sürerek kendini savunmuş ve Fransa tarafından hararetle geri istenmesine rağmen Alman hükümeti tarafından geri verilmemişti.
Fransa direniş hareketi,kahramanlık kadar bir maskaralık hikayesi idi. Fransızlar bu yüzden hala dünya nimetlerinin kıymetini bilerek yaşarlar. Çünkü hayat onlara çok pahalıya mal olmuştur. Kefen giyip sokaklara çıkan ucuz şaşkınlardan değildirler.
Haftaya: Hoop neler oluyor orada?