Marka şehir olmak

Antalya’nın dünyada bir karşılığı var. İsmi biliniyor, milyonlarca insan tarafından tanınıyor, doğal güzellikleriyle öne çıkıyor. Fakat bütün bunlara rağmen Antalya’nın kendi potansiyelinin gerisinde kaldığını düşünüyorum.
Çünkü marka şehir olmak sadece güzel denize, güneşe, dağlara ve tarihi eserlere sahip olmakla mümkün değil.
Marka şehir; yaşayanlarının gurur duyduğu, sokaklarında düzeni ve temizliği gördüğü, ulaşımından memnun olduğu, kent kültürünün geliştiği ve geleceğe güvenle baktığı şehirdir.
Antalya’nın burada ciddi bir sınavı var.
Şehrin bazı bölgelerinde modern yapılar yükselirken hemen birkaç sokak ötede plansızlık, görüntü kirliliği ve altyapı sorunlarıyla karşılaşabiliyoruz.
Kaldırımların işgal edilmesi, otopark sorunu, trafik, düzensiz tabela ve reklamlar, çöp noktaları, başıboş yapılaşma görüntüsü Antalya’nın marka şehir iddiasına yakışmıyor.
Üstelik mesele sadece belediyelerin yapacağı çalışmalarla çözülecek bir konu da değil.
Antalya’da yaşayan herkesin bu şehirle ilgili bir sorumluluğu var.
Esnafın tabelasından apartman yöneticisinin bina önündeki temizliğine, vatandaşın çevre duyarlılığından kamu kurumlarının şehir planlamasına kadar herkes bu hikâyenin bir parçası.
Bence Antalya’nın artık “daha fazla bina” yerine “daha kaliteli şehir” anlayışına ihtiyacı var.
Yeni yollar yapılmalı ama yürünebilir kaldırımlar da olmalı.
Yeni konutlar yapılmalı ama sosyal alanlar unutulmamalı.
Nüfus artmalı ama altyapı da aynı hızda büyümeli.
Şehir gelişmeli ama Antalya’nın karakteri kaybolmamalı.
Asıl mesele de burada.
Antalya’yı başka şehirlere benzetmek yerine Antalya’ya özgü bir şehir kimliği oluşturmalıyız.
Kaleiçi’nden Konyaaltı’na, Lara’dan Kepez’e bütün Antalya’da ortak bir şehir estetiği ve yaşam kültürü oluşturulabilir.
Bunun için büyük bütçeler kadar büyük bir vizyona da ihtiyaç var.
Antalya’nın artık kendisine şu soruyu sorması gerekiyor: “Dünyanın tanıdığı bir şehir miyiz, yoksa dünyanın tanıdığı ama kendi değerini yeterince kullanamayan bir şehir miyiz?”
Ben ikinci ihtimalden endişe ediyorum.
Çünkü Antalya’nın potansiyeli çok daha büyük.
Bu şehir sadece Türkiye’nin değil, dünyanın sayılı kentlerinden biri olabilecek doğal ve ekonomik imkanlara sahip.
Yeter ki günü kurtarmak yerine geleceği planlayalım.
Yeter ki Antalya’yı sadece büyütmeyi değil, güzelleştirmeyi ve yaşanabilir hale getirmeyi hedefleyelim.
Çünkü marka şehir tabelayla olunmaz.
Marka şehir, insanın sokağa çıktığında hissettiği şehir duygusudur.
Antalya’nın artık o duyguyu yeniden güçlendirmesinin zamanı geldi.