Antalya Nekropol Müzesi'nde kuş ölümlerine neden olduğu iddia edilen çelik ağlar ve kuşkonmaz çivilerine karşı başlatılan nöbet eylemi 39 gündür aralıksız devam ediyor. Yaşam hakkı savunucuları, uygulamaların kaldırılması talebiyle yetkililere bir kez daha çağrıda bulundu.
Antalya'da bir araya gelen yaşam hakkı savunucuları, Nekropol Müzesi çevresinde kuşların zarar gördüğünü öne sürdükleri çelik ağlar ve kuşkonmaz çivilerine karşı sürdürdükleri nöbet eylemine devam ediyor. Eylemin 39'uncu gününde açıklama yapan platform temsilcileri, yaptıkları başvurulara rağmen sorunun çözülmediğini belirtti.
SESSİZCE ÖLDÜLER
Platform adına konuşan Özlem Başargil, "Tam 39 gündür bu müzenin önündeyiz. Bir insanın umudunu tüketmeye yetecek kadar uzun ama bir kuşun yaşamını kurtarmaya yetmeyecek kadar kısa görüldü. Çünkü biz beklerken kuşlar bekleyemedi. Onlar ağlara takıldı. Can havliyle kanatlarını çırptılar. Kim bilir kaç tanesi son nefesinde gökyüzüne baktı. Belki de özgürlüğünü son kez görmek istedi. Ancak sessizce öldüler. Kimsenin duymadığı bir çığlığın içinde hayatlarını kaybettiler" dedi.
TEPKİ GÖSTERDİ
Başargil, "Bir ülke, en savunmasız canlılarını koruyamıyorsa gerçekten güçlü müdür? Kuşları koruyamayan, çocuklarını, kadınlarını, ormanlarını ve hayvanlarını koruyamayan bir ülke neyi koruyabilir? Bugün tacize uğrayan çocukların haberlerini okuyoruz. Öldürülen kadınların isimlerini ezberliyoruz. Barınaklarda ölen köpeklerin görüntülerini izliyoruz. Toplatılan, korkuyla kaçan, yaşam alanlarından koparılan canları görüyoruz. Ormanların birer birer yok oluşuna tanık oluyoruz. Yeşilin yerini beton, sessiz derelerin yerini ise makinelerin sesi alıyor" ifadelerini kullandı.
SESSİZ KALMAK NORMALLEŞTİ
Başargil, sözlerini şöyle sürdürdü: "Sonra dönüp diyoruz ki, 'Neden bu kadar mutsuzuz?' Çünkü vicdanını kaybeden toplumlar, huzurunu da kaybeder. Çünkü merhamet sadece hayvanlara gösterilen bir duygu değildir. Merhamet, insan olmanın temelidir. Bir çocuğa uzanan kirli el ile bir köpeğe uzanan tekme aynı karanlıktan beslenir. Bir kadının yaşam hakkını hiçe sayan anlayış ile doğayı talan eden anlayış aynı kökten büyür. Kuşu değersiz gören göz, zamanı geldiğinde insanı da değersiz görmeye başlar. Sorun yalnızca yanlış kararlar değildir. Sorun yalnızca yasalar değildir. Sorun yalnızca yönetenler de değildir. Sorun, kötülük karşısında sessiz kalmayı normalleştirmemizdir."
"'En tehlikeli şey kötülük değildir. En tehlikeli şey, iyi insanların sessizliğidir' diyen Başargil, 'Bir gün kuş ölür, "Bana ne?" deriz. Ertesi gün bir köpek öldürülür. Sonra bir kadın. Bir çocuk... Sonra bir orman... Her seferinde biraz daha susarız. Sonunda geriye sessizlik kalır. Oysa bugün ihtiyacımız olan şey öfke değil, intikam değil, birbirimize düşman olmak hiç değil. İhtiyacımız olan şey, yeniden vicdanı ayağa kaldırmaktır. Çünkü bu ülke ancak merhametle iyileşebilir' dedi.
SINAVI GEÇMEK İSTİYORUZ
Başargil, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: "Çocuk gülerse, kadın korkmadan yaşarsa, kuş gökyüzünde özgürce uçarsa, köpek korkmadan uyursa, orman nefes almaya devam ederse işte o zaman biz de iyileşmeye başlarız. Biz burada 39 gündür sadece nöbet tutmuyoruz. Vicdanın tamamen ölmediğini göstermeye çalışıyoruz. Bir avuç insan olabiliriz. Ama tarih, dünyayı değiştirenlerin çoğu zaman kalabalıklar değil, vazgeçmeyen insanlar olduğunu gösterdi. Bugün buradan herkese sesleniyorum. Bir kuşun çırpınışını duyun. Bir ağacın kesilirken çıkardığı sessiz çığlığı hissedin. Çünkü bunların hepsi aynı hikâyenin parçalarıdır. Bu, vicdanın sınavıdır. Biz bu sınavı geçmek istiyoruz."