​Nesne Olarak Yaşlılık ve Yaşlı İnsan

Yaşlılık bir eşya olsaydı, siz bu eşyayı nasıl algılar, onunla nasıl bir ilişkiye girerdiniz? İlk bakışta yaşlıyı eşyaya benzetmek belki tuhaf gelecektir. Ama yaşlılığı ve yaşlıyı eşyaya benzettiğimiz anlar vardır. Örneğin “eski kafa”, “modası geçmiş düşüncelerin taşıyıcısı” veya “eski toprak” gibi ifadelerde yaşlıyı ve yaşlılığı bir nesne olarak gördüğümüzü söylemiş oluyoruz. İnsanın nesne olarak kabul edildiğine sadece yaşlılarda rastlamıyoruz. Örneğin; “Bu okulda kaç tane öğrenci var” diye sorarsak, öğrencileri nesneye çevirmiş oluruz. Çünkü insanlara “tane” denilmez. İnsan bir nesne değil, bir öznedir. Fakat bunu sık sık unutuyoruz.
Yaşlıyı nesne olarak görenlerin yaşlıyla ve yaşlılıkla ilişkisi bir eşyayla olan ilişkisiyle karşılaştırılabilir. Bunu “kabullenme” kavramıyla açıklamaya çalışalım. Bir nesneyi kabullenirken, bu kabullenmenin ardında çeşitli eğilimler vardır. “tüketim”, “mesleki”, “komşuluk” ve “sembolik” anlamlarla algılanan yaşlılardan ve yaşlılıktan söz edilebilir.
Yaşlılar veya yaşlılık bugün bir tüketim nesnesi olarak kabul edilmektedir. Yaşlıları veya yaşlılığı algılayışımız ve değerlendirişimiz, adeta birer nesneden bahsettiğimiz intibaını uyandırmaktadır. Algı ve değerlendirme süreçlerinde daima aktörlerin belli bir nesneyi kendileriyle bağdaştırıp, bu nesneye ihtiyacı olup olmadığı sorusuna cevap vermesi ile sonuçlanmaktadır. Yaşlılık ve yaşlılar bugün kaygı verici algıların ve değerlendirmelerin nesnesi haline gelmiştir. Onlarda hastalık ve bakıma muhtaçlık görenler, daima nesneden hareket ettiklerini unutmaktadır. Hasta ve bakıma muhtaç nesneler olarak görülen ve değerlendirilen yaşlılara, haliyle kimsenin ihtiyacı olmayacaktır. Nitekim Sağlık Bakanlığı yaşlılığı “tehdit” kabul etmektedir ve “itibarlı yaşam” ile yaşlılık arasında olumsuz bağlantılar bulunduğunu kabul etmektedir. Bu görüşünü geçen yıl yayınladığı bir raporda açık ve net biçimde ifade etmektedir.
Mesleki açıdan bakıldığında da yaşlılık veya yaşlı insan nesne olarak algılanmaktadır. Meslek alanlarının çoğunda yaşlılık veya yaşlı insanın algılanışı ve değerlendirilişi olumsuzdur. İşveren, yaşlı elemanlarından kurtulmaya bakarken, genç elemanlar yaşlı meslektaşlarının bilgi ve tecrübesine ihtiyaçları olmadığını, kendilerinin güncel ve geçerli bilgilerle donanmış olduklarını kabul eder.
Komşuluk ilişkilerinde de yaşlılık ve yaşlıların nesneye dönüştürüldüklerine şahit oluyoruz. Antalya’da gerçekleştirilen “Yaşlı- Emekli- Dostu Antalya Projesi” kapsamında yaşlılar polisin görevini yerine getirmesine katkı sağlayan nesnelere dönüştürülmüştür. “Komşu komşuyu kolluyor” sloganıyla yaşlılardan yardım talep edilmiş, böylece yaşlılar suçla mücadelede bir “araç” haline dönüştürülmüştür.
Yaşlılık ve yaşlıların sembolik nesneler olarak da kabul edildiklerini görmekteyiz. Örneğin “yaşlıya saygı” kavramıyla yaşlılık veya yaşlı insan kültürel sembolik nesne haline gelmektedir. “Atasına saygı” duyan bir kültürden geldiğimizi, bugünkü yaşlılara “sembolik saygı” gösterileriyle yaşıyor ve yaşatmaya çalışıyoruz.
Gönül isterdi ki yaşlı insanı özne olarak gören bir toplum olalım. Fakat yaşlıların bugünkü durumuna bakınca, onların nesne olmaktan ve nesne kabul edilmekten başka bir şansı olmadığını görüyorum. Bugün genç olmakla övünenlerin de ileride nesneye dönüşeceği bir toplumun, gelecekte yaşlı topluma dönüşeceğini de dikkate alınca, toplumumuz herhalde nesneleşmiş insanları bir araya getiren bir nesne olarak görülecek, onu; tüketim, meslek, komşuluk ve sembolik nesne olarak göreceğiz. Bu süreç başlamıştır.