Okullarda artan akran zorbalığı ve şiddet vakalarına karşı bir dizi önlem daha alınması gündeme geldi. Buna göre çocukların güvenliğinin sağlanabilmesi için farklı ülkelerde bu vakalara karşı alınan önlemler yakından incelenirken; bu kapsamda Fransa’da uygulanan model masaya geldi.
FRANSIZ MODELİ ÖN PLANDA
Fransa’da 2022 tarihinde kabul edilen “Okul Zorbalığıyla Mücadeleyi Amaçlayan Kanun” ile “okul zorbalığı” ilk kez müstakil bir suç olarak ceza hukuku kapsamına alındı. Düzenleme kapsamında okul ortamında gerçekleşen sistematik baskı, psikolojik şiddet ve taciz davranışları cezai yaptırıma bağlanırken, siber zorbalık da açık biçimde suç kapsamına dâhil edildi.
Okul temelli önleme politikaları çerçevesinde yürütülen programlarda, öğrencilerin küçük yaşlardan itibaren zorbalık ve siber zorbalık konusunda bilinçlendirilmesi, öğretmenlerin özel eğitimlerden geçirilmesi ve her okulda zorbalıkla mücadele ekiplerinin oluşturulması hedefleniyor.
DUYGUSAL DESTEK VURGUSU
Klinik Psikolog Gökçen Özvar, Türkiye’deki okulda şiddet vakaları ile alakalı Ekspres’e konuştu. Çocuğun şiddete yönelmesinin bir sürecin nihayeti olduğunu ifade eden Özvar, “Bir çocuğun şiddete yönelmesi çoğu zaman bir sonuçtur. Arkasında çoğunlukla görülmeme, değersizlik, ihmal, yoğun stres, sınır eksikliği ya da duygularını sağlıklı ifade edememe gibi durumlar vardır. Günümüzde çocuklar çok fazla uyaran altında büyüyor ancak duygusal düzenleme becerileri aynı hızla gelişmeyebiliyor. Ayrıca sosyal medya, şiddet içerikleri, akademik baskı ve yalnızlaşma da öfkeyi artıran faktörler arasında. Çocukların yalnızca akademik olarak değil, duygusal olarak da desteklenmesi gerekiyor” dedi.
YÜKÜ ARTIRAN ETMENLER VAR
Çocuğun şiddete yönelmesinin sebeplerini açıklayan Özvar, “Aile içinde yaşanan çatışmalar, eleştirel ya da mesafeli ebeveyn tutumları, duyguların ifade edilmesine izin verilmemesi gibi durumlar çocukta biriken bir stres yaratır. Okulda akran ilişkilerinde yaşanan zorlanmalar, dışlanma ya da zorbalık da bu yükü artırır. Çocuklar çoğu zaman bu duyguları kelimelerle ifade edemez; bu yüzden davranışlarıyla anlatırlar. Bu noktada ekonomik ya da kültürel faktörlerin etkisi vardır. Ancak bunlar tek başına açıklayıcı değildir. Ekonomik zorluklar aile içi stresi artırabilir ve bu durum çocuğa da yansır. Ama unutulmaması gereken şu: Aynı koşullarda büyüyen her çocuk şiddete yönelmez. Burada belirleyici olan, çocuğun sahip olduğu psikolojik beceriler ve destek sistemleridir” diye konuştu.
SOSYAL MEDYA VE TV ETKİLİ
“Şiddet olaylarında sosyal medya ve televizyon yapımlarının etkisi vardır” diyen Özvar, “Ancak bunu iyi tahlil etmek gerekiyor. Bu araçlar doğrudan şiddet üretmez ama güçlü bir modelleme etkisi yaratır. Şiddetin normalleştiği ya da ödüllendirildiği içeriklere maruz kalan çocuklar, bunu bir problem çözme yöntemi olarak öğrenebilir. Ayrıca sürekli şiddet görmek, zamanla duyarsızlaşmaya yol açar ve empatiyi azaltır. Sosyal medya ise özellikle siber zorbalık yoluyla çocuğun stresini sürekli hale getirebilir” dedi.
ÇÖZÜM NEDENDE GİZLİ
Sorunun çözümünün nedende gizli olduğuna vurgu yapan Özvar, “Bu tür olayların tekrar yaşanmaması için en önemli adım, yalnızca davranışı cezalandırmak yerine altında yatan nedenleri anlamaya çalışmaktır. Aileler için; çocukların duygularını ifade edebileceği güvenli bir alan yaratmak, onları yargılamadan dinlemek ve şiddetsiz iletişim modeli olmak çok önemlidir. Okullar için; sosyal-duygusal becerileri geliştiren programların uygulanması, akran zorbalığına karşı sistematik müdahale planlarının oluşturulması ve öğretmenlerin erken uyarı işaretlerini fark edebilmesi kritik rol oynar. Bireysel düzeyde ise terapi süreçleriyle çocukların duygu düzenleme, problem çözme ve düşünce kalıplarını yeniden yapılandırma becerileri desteklenmelidir” ifadeleri ile sözlerini sonlandırdı.