İstanbul'u neden özlediğimi bilmeden özlerim ben. Neden hiç yaşamadığın bir yeri özlüyorsun diye sorduklarında yaşamadığım ve yaşamak istediğim için diyorum. Umarım bu isteğimi gerçekleştiririm.
İstanbul öncelikle ölümsüz ve ölümsüzlerin olduğu bir kent benim için. Yıllar önce Ankara'da öğrenciydim. İstanbul'a yakın arkadaşımla gezmeye gittik. Amacımız müzeleri ve tarihi yerleri görmekti. Öğrenciler için o zaman paso dediğimiz, öğrenci biniş kartı almamız gerekiyordu. Bize verilen pasoların üzerinde 'Taşralı' yazıyordu. İstanbul dışında her yerin taşra olarak anılması hala kafamı meşgul eder. Bunu aşağılama olarak düşünmedim üstelik. Çünkü İstanbul'a rakip olacak bir kent görmedim, duymadım. Ölümsüzlük böyle bir şey işte.
Bir kenti ölümsüz yapan birçok unsur var. Üstelik İstanbul için bu unsurların hepsi var. Nereye dokunsanız tarih, nereye dokunsanız hikaye, nereye dokunsanız yaşanmışlık, nereye dokunsanız bir güzellik var. Acısı da çok, hayal kırıklıkları, haksızlıkları, umutsuzlukları, işkenceleri, çaresizlikleri... Ama İstanbul her şeye rağmen ve her şeyiyle güzel bir şehir.
Kız Kulesi de İstanbul'a ait binlerce hikayeye konu olmuş binlerce yerden birisi. Yakup Kavas'ın yaptığı araştırmalara göre ilk anlatımları milattan önce 400'lere dayanıyor. Antik Çağ'da Arkla (küçük kale) ve Damialis (dana yavrusu) adları ile anılan Kule...Asya sahilinin bir çıkıntısı olan kara parçasının üzerine gelip geçen gemilerden vergi almak için Atinalı komutan bir kule yaptırıyor. Milattan sonra 341'de başka bir Yunan komutanı kaybettiği eşi anısına mermer sütunlar üzerine anıt mezar yaptırıyor. Boğaz savunması ve kontrolü için Roma imparatoru bugünkü Topkapı Sarayı sahiline ve bu adaya iki kule yaptırıyor ve arasına zincir bağlıyor. İstanbul'un fethinde Bizans İmparatorluğu'na yardım etmek amacı ile gelen Venedik filosu bu adada üsleniyor...
Fetihten sonra Fatih Sultan Mehmet kaleyi yıktırır ve yerine etrafı mazgallarla çevrili taştan küçük bir kule yaptırır, boğaz savunması için toplar yerleştirir. Tören platformu olarak kullanılan kulede tahta geçen sultanlar için mehterler top atışlarını buradan yapıyor, selamlıyor. Evliya Çelebi'nin 'Seyahatname'sinde'Deniz içinde karadan bir ok atımı uzak, dört köşe, sanatkarane yapılmış bir yüksek kuledir. Yüksekliği tam 80 arşındır. Yüzölçümü ise iki yüz adımdır, iki taraftan yerde kapısı vardır' dediği kuleye fener konulması 17. Yüzyıl'da gerçekleşiyor ve deniz feneri olarak hizmet veriyor. 1800'lerde savunma kalesi olarak kullanılmaya başlanıyor. 1830-1831'de ise, kolera salgınının şehre yayılmaması için karantina hastanesine dönüşüyor. 1836 yılı ve 20-30 bin kişinin öldüğü veba salgını sırasında hastaların bir kısmı burada kurulan hastanede tecrit ediliyor.
İkinci Dünya Savaşı döneminde yenileme çalışmaları yapılır, 1943'te kulenin çevresine büyük kayalar yerleştirilerek denize kayması önlenir. 1959'daAskeriye'ye devredilir. 2000 yılında restorasyon geçirir bugünkü halini alır.
Binlerce yıllık tarihe karşıdan bakmak da keyiflidir, binlerce yıllık tarihin üstünde bir kahve içmek de.
Ya Kız Kulesi ile ilgili hikayeler; bunlardan birisi yılanlı hikayedir. Bizans imparatorunun bir kızı olur ve ülkede bayram ilan edilir. İmparatorum bilginlerinden birisi kızının 18 yaşında öleceği kehanetinde bulunur. İmparator kızını denizin ortasındaki bu kuleye gönderir. Ancak kuleye gönderilen üzüm sepetinden çıkan bir yılan prensesi öldürür. Efsaneye göre Kral kızını mumyalatır ve yılanlar ulaşamasın diye Ayasofya'nın duvarlarının içine gömdürür.
Bir diğeri Rahibe Hero ile Leandros'unhikayesidir. Kralın oğlu LeandrosAfrodith'in sevgilisi Adonis'in şerefine düzenlenen bayramda kırmızı güller içindeki Hero'yaaşık olur. Heroda ona gönül verir. Hero geceleri kuleden meşale yakar, Leandros da ışığa doğru yüzer ve buluşurlarmış. Soğuk bir gece meşale sönmüş ve Leandros ne tarafa gideceğini bilemeden çırpınmış. Hero meşaleyi tekrar yakıp döndüğünde Leandros'un ölü bedeniyle karşılaşmış ve o da ölümden sonra olsun kavuşmak için kendini denize atmış.
Kız Kulesi ile ilgili bir diğer hikaye Osmanlı Dönemi'nde geçer. İstanbul'u kuşatmaya gelen Battal Gazi, Kız Kulesi önündeki kıyıya karargahını kurar ve yedi sene burada kalır. Burada yedi sene kalmasının sebebi ise Üsküdar Tekfurunun kızına aşık olmasıdır. Tekfurun kızını ve hazinesini alır, atına atlayarak Üsküdar'ı geçer.
Nazım Hikmet içinde önemlidir Kız Kulesi. Almanya'da doğan Karl Detroit, henüz 12 yaşında yetimhaneden kaçıp bir gemiye gizlice biner. Gemi İstanbul'a geldiğinde karantina altında hastane olarak kullanılan Kız Kulesi'nin ışığına doğru yüzer ve Osmanlı'ya iltica eder. Mehmet Ali adıyla sarayda eğitim alır. II. Abdülhamit döneminde de paşa olur. Mehmet Ali Paşa'nın torunlarından Cemile Hanımın oğlu ise ünlü şair Nazım Hikmet'tir.
Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun İstanbul Destanı şiirinde dediği gibi;
İstanbul deyince aklıma kuleler gelir
Ne zaman birinin resmini yapsam öteki kıskanır
Ama şu Kız Kulesi'nin aklı olsa
Galata Kulesi'ne varır
Bir sürü çocukları olur
Ey İstanbul tek bir yerde bir sürü hikaye. Aşk hikayeleri, kahramanlık hikayeleri, destanlar, neler neler barındırıyorsun. İşte bu yüzden özlüyorum ben İstanbul'u. Belki bir rahibe aşık olurum, belki rahip de bana aşık olur, belki kavuşuruz. Belli mi olur, belki bir hikaye olurum, belki birhikaye yazarım, belki sadece hikaye okurum. Bildiğim bir şey varsa buna İstanbul kendi karar veriyor, kendi seçiyor. Ve seçtiğine sahip çıkıyor. İstanbul aynı zamanda aşıklarınaaşık bir kent. Aşkı seviyor...