Otogarlar toplumun kalbi değil vicdanıdır

Otogarları sadece bir yerden bir yere gidenlerin buluşma alanı değil bir toplumun ruh hâlinin, sınıfsal ve kültürel belleğinin sahnelendiği bir alan olarak görürüm. O nedenle Antalya’dan İzmir’e kısa süreli seyahat yapacaksam otobüs yolculuğunu tercih ediyorum. Bu alanda dolaşmayı, bazen insanlarla sohbet etmeyi, onların üzüntü ya da sevinçlerine ortak olmayı seviyorum.

Şubat ayının ilk haftasında Antalya otogarında İzmir’e gitmek üzere beklerken aynı bankta oturan iki kişinin sohbetine kulak misafiri oldum. Biri Şanlıurfa’da Suriyelileri düşük ücretlerle çalıştıran sistemden şikâyet ediyor, diğeri ise Ağrı’da canlı hayvan hırsızlarının çoğalması nedeniyle Antalya’da büyükbaş hayvan besiciliği yapmaya geldiğini anlatıyor. Şanlıurfalı Ağrılıya yabancı işçilerin 1000 liralık badana işini 400 liraya yapmaları yüzünden işsiz kaldığını, Ağrılı da Şanlıurfalıya geçen yıl tonu 12 bin lira olan hayvan yemi küspenin 80 bin liraya yükseldiğini anlatıyor. İki farklı konu ama ortak konu bir; Yaşama savaşı!

Türkiye gibi iç ve dış göçü çok yoğun yaşamış ve halen yaşayan bir ülkede otogarlar bir anlamda yaşam değiştirme kapıları olarak görülür. Çünkü, köyden kente, kasabadan metropole, işsizliğin içinden umuda doğru yapılan yolculukların başlangıç noktasıdır otogarlar. Birçok insan için otogar, ‘Gidecek başka yerim yok!’ duygusunun somut hâlidir ve o nedenledir ki taşınan valizlerin ağırlığı sadece eşyadan değil geride bırakılan hayatlardan gelir.

İşçiler, Öğrenciler, Mevsimlik tarım emekçileri, Askerler, İşsizler, Umudunu başka şehirde arayanlar, aynı bankta yan yana otururlar.

Otogarlar bu yüzden sosyal eşitsizliğin en çıplak görüldüğü mekânlardır.

Burada zaman bir garip akar.

Kimse tam olarak orada değildir, herkes ya gitmiştir ya da gitmek üzeredir! Bu yüzden otogarlar, vedaların, kavuşmaların, kaçışların, hatta yenilgilerin ve umutların aynı anda yaşandığı ender alanlardır.

Orada bir annenin ağladığını, askere giden bir gencin övünmesini, bir işsizin sigarasını yer gibi içmesini görürsünüz. Hepsi aynı alanda ama farklı peronlardan yolculuk yapmaya hazırdır.

Çünkü otogar, kırılma anlarının sahnesidir:

‘Gidiyorum’ denilen yer, ‘Beni bekleme’ denilen yerdir.

Hayatın başka bir perdeye geçtiği eşiktir.

Otogar, bir ülkenin göç tarihinin tiyatro sahnesidir.

Kalabalıklar içinde ama yalnızlıkların yaşandığı yerdir otogar.

Bu yüzden otogarlar modern insanın yalnızlığını en çıplak gösteren mekânlardan biridir.

Kimlerin yolda olduğunu, kimlerin tutunamadığını, kimlerin umutla kaçtığını orada görürsün.

O nedenle;

Otogarlar toplumun kalbi değil, vicdanıdır.