Çevre mühendisi, akademisyen ve uzun yıllardır çevre politikaları üzerine çalışan başarılı iş insanı Cem Arüv, Türkiye’de çevre mühendisliği mesleğinin ilk kuşak temsilcilerinden biri. Otuz yılı aşkın süredir çevre altyapı projeleri, atıksu arıtma sistemleri ve çevre politikaları üzerine çalışan Arüv, bugün hem mühendislik projeleri hem de kamuoyuna yönelik çalışmalarla çevre sorunlarını gündemde tutmaya çalışıyor. “Çevrenin Sesi” adlı yayınlarıyla çevre meselelerini geniş kitlelere anlatan Arüv’e göre Türkiye artık çevreyi yalnızca bir koruma meselesi olarak değil, aynı zamanda bir kalkınma ve güvenlik meselesi olarak ele almak zorunda.
İşte, Antalya için 10 maddelik çevre vizyonunu da açıklayan Cem Arüv’ün Ekspres’ten Selim Çelik'e verdiği özel röportaj:
1- Kendinizden ve eğitim hayatınızdan bahsedebilir misiniz?
Ben Türkiye’de çevre mühendisliğinin henüz yeni yeni gelişmeye başladığı bir dönemde mesleğe adım attım. Eğitimimi İzmir’deki Dokuz Eylül Üniversitesi'nde tamamladım. O yıllarda çevre mühendisliği henüz çok yeni bir alan olduğu için meslek aslında bir anlamda öncü bir alan olarak görülüyordu. 1992 yılında kurduğumuz mühendislik şirketiyle Türkiye’nin birçok sanayi kuruluşunun çevre süreçlerinde görev aldık. Atıksu arıtma tesisleri, su yönetimi sistemleri ve çevre altyapı projeleri gerçekleştirdik. Türkiye’nin en büyük sanayi kuruluşlarının önemli bir kısmının çevre izin süreçlerinde danışmanlık yaptık. Akademik dünyayla bağımı da sürdürdüm ve Akdeniz Üniversitesi’nde yaklaşık 15 yıl ders verdim. Ben çevre mühendisliğini sadece teknik bir meslek olarak görmüyorum. Bu meslek aslında toplumun geleceğini ilgilendiren bir sorumluluk alanıdır.
2- Türkiye’nin enerji politikası sizce sürdürülebilir mi?
Türkiye enerji ihtiyacı hızla artan bir ülke. Ancak enerji üretiminin yöntemi artık sadece ekonomik bir mesele değil, aynı zamanda iklim ve çevre meselesi haline geldi. Bugün dünya büyük bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Fosil yakıtların hakim olduğu enerji sistemi yerini giderek yenilenebilir enerjiye bırakıyor. Termik santraller geçmişte enerji güvenliği açısından bir araç olarak görüldü. Ancak bugün bu tesislerin çevresel maliyetleri çok daha görünür hale geldi. Nükleer enerji ise farklı bir tartışma alanı. Karbon emisyonu açısından avantajlı olsa da güvenlik, atık yönetimi ve çevresel riskler konusunda ciddi tartışmalar içeriyor. Türkiye’nin asıl potansiyeli aslında başka bir yerde yatıyor. Güneş enerjisi, rüzgar enerjisi ve enerji verimliliği alanında Türkiye dünyanın en güçlü ülkelerinden biri olabilir. Enerji politikalarının geleceği üç kelimeyle özetlenebilir: yenilenebilir enerji, verimlilik ve yerel üretim.
3- Toplumun çevreye bakış açısını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Son yıllarda toplumun çevre konularına duyarlılığı belirgin biçimde arttı. İnsanlar artık doğanın tahrip edilmesinin sadece doğayı değil, doğrudan kendi yaşamlarını etkilediğini fark ediyor. Akbelen gibi çevre direnişleri aslında toplumun doğa ile kalkınma arasındaki dengeyi sorguladığı anlar olarak görülebilir. Ancak çevre mücadelesinin yalnızca karşı çıkmak üzerinden yürütülmesi yeterli değildir. Aynı zamanda bilimsel çözümler üretmek gerekir. Türkiye artık şu soruyu sormak zorunda:“Nasıl büyüyeceğiz?” değil
“Nasıl sürdürülebilir büyüyeceğiz?”
4- Türkiye atık yönetiminde nerede?
Türkiye son yıllarda atık yönetimi konusunda önemli bir farkındalık oluşturdu. Ancak sistemin henüz tam anlamıyla oturduğunu söylemek zor. Atık yönetimi yalnızca geri dönüşüm kutuları koymak değildir. Bu sistem üç aşamadan oluşur: atığın oluşumunun azaltılması, kaynağında ayrıştırılması, geri kazanımı… Türkiye’de en büyük sorun kaynağında ayrıştırma sisteminin yeterince güçlü olmamasıdır. Döngüsel ekonomi kurmadan atık sorununu çözmek mümkün değildir.
5- Antalya’da yapılacak COP31 İklim Zirvesi hakkında ne düşünüyorsunuz?
COP31’in Antalya’da yapılacak olması son derece önemli bir fırsat. Antalya yalnızca bir turizm kenti değil, aynı zamanda iklim değişikliğinin etkilerini çok güçlü yaşayan bir coğrafyadır. Turizm, tarım ve su kaynakları bu şehirde iklim değişikliğinden doğrudan etkileniyor. Bu zirve Antalya’nın turizm ve iklim ilişkisi, su güvenliği, kıyı ekosistemleri ve tarımsal üretim konularında dünya gündemine taşınması için bir fırsat olabilir: Ben ayrıca savaşların iklim üzerindeki etkilerinin de küresel iklim gündeminde daha fazla yer alması gerektiğini düşünüyorum.
6- Antalya açısından en büyük çevre riskleri nelerdir?
Antalya için üç büyük risk görüyorum. Birincisi su kaynaklarının azalması. İkincisi plansız kentleşme. Üçüncüsü ise kıyı ekosistemlerinin baskı altında kalması. Antalya hızla büyüyen bir şehir. Ancak bu büyümenin doğanın taşıma kapasitesi dikkate alınmadan gerçekleşmesi ciddi sorunlara yol açabilir. Benim sık kullandığım bir ifade var: Doğa ile kavga eden şehirler geleceğini kaybeder.
7 -Antalya’da deniz temizliği yeterli mi?
Antalya kıyıları Türkiye’nin en temiz kıyıları arasında kabul edilir. Ancak bu durum bizi rehavete sürüklememeli. Deniz temizliği yalnızca sahilde görünen çöplerle ilgili değildir. Asıl mesele denize ulaşan atıksu yüküdür. Arıtma altyapısının sürekli geliştirilmesi ve kıyı yerleşimlerinin kontrol altında tutulması gerekir.
8- İklim değişikliği Antalya’da hangi alanları etkiliyor?
İklim değişikliği Antalya’da üç temel sektörü etkiliyor: Tarım, turizm, su kaynakları. Sıcaklık artışı ve yağış rejimindeki değişimler özellikle tarımsal üretimi zorlaştırıyor. Su talebi artarken su kaynakları üzerindeki baskı da büyüyor. Antalya’nın geleceği açısından su yönetimi hayati bir konu haline gelmiş durumda.
9- Düden Çayı’nda yaşanan kirlilik sorunlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Düden Çayı Antalya’nın en önemli doğal varlıklarından biri. Ancak zaman zaman görülen balık ölümleri, köpüklenmeler, denizde renk değişikliğine sebep olacak şekilde teressübat taşınımı ciddi bir çevresel uyarı niteliği taşıyor. Bu tür olayların arkasında çoğu zaman evsel atıksular, tarımsal kirlilik ve yüzeysel akışlar bulunur. Düden havzası bütüncül bir havza yönetimi yaklaşımıyla ele alınmalıdır.
10- Boğaçayı Projesi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Boğaçayı projesi Antalya’da uzun süre tartışıldı. Bu tür projelerde en önemli konu bilimsel etki değerlendirmesidir. Kıyı ekosistemleri son derece hassas sistemlerdir. Yapılan her müdahale kıyı dinamiklerini değiştirebilir. Bu nedenle mühendislik projeleri sadece teknik değil aynı zamanda ekolojik hassasiyetle değerlendirilmelidir.
11- Turizm çevreyi nasıl etkiliyor?
Turizm Antalya ekonomisinin en önemli lokomotiflerinden biri. Ancak turizm aynı zamanda doğal kaynaklar üzerinde ciddi bir baskı oluşturur. Su tüketimi, enerji kullanımı ve atık üretimi turizm sektöründe oldukça yüksektir. Bu nedenle sürdürülebilir turizm artık bir tercih değil zorunluluktur.
Gerçek sürdürülebilir turizm şu üç ilkeye dayanır: Kaynak verimliliği, çevresel koruma, yerel ekonomiye katkı. Antalya doğal kaynaklarını hoyratça kullanıyor, Antalya plansız büyüyor, Antalya kültürel değerlerini kaybediyor, Antalya’nın geçmişin hatalarından ders alarak, ortak akılla hazırlanmış bir şehir vizyonuna ihtiyacı var.
12- Su kaynaklarını korumak için neler yapılmalı?
Antalya’nın su kaynaklarının büyük bölümü yeraltı sularından oluşur. Bu nedenle kontrolsüz yeraltı suyu kullanımı ciddi riskler oluşturabilir. Su yönetiminde üç temel yaklaşım gerekiyor: Suyun verimli kullanılması, arıtılmış suyun yeniden kullanımı ve yeraltı suyu rezervlerinin korunması. Geleceğin şehirleri suyu doğru yöneten şehirler olacaktır.
13- Sizce bireylerin çevreyi koruma konusunda en çok yaptığı hata nedir?
Bence bireylerin yaptığı en büyük hata çevre sorunlarını kendilerinden bağımsız bir mesele gibi görmeleri. Çevre konusu çoğu zaman “devletin”, “belediyelerin” ya da “sanayinin” çözmesi gereken bir problem olarak görülüyor. Oysa çevre dediğimiz şey aslında günlük hayatımızdaki tercihlerle doğrudan ilişkilidir. Musluğu açık bırakmak, gereksiz enerji tüketmek, atıkları ayrıştırmamak gibi küçük görünen davranışlar milyonlarca insan tarafından tekrarlandığında büyük çevresel sorunlara dönüşebiliyor. Ben çevre bilincini şöyle tanımlıyorum: Çevre bilinci doğayı sevmek değil, doğaya karşı sorumluluk hissetmektir. Toplum olarak bu sorumluluğu ne kadar erken içselleştirirsek geleceğimizi o kadar güvence altına alabiliriz.
14- Türkiye’de çevre mühendisliği alanında şu an en büyük sorun sizce nedir?
Türkiye’de çevre mühendisliği son derece kritik bir meslek olmasına rağmen zaman zaman hak ettiği stratejik önemi göremiyor. Bugün çevre mühendisleri; su yönetimi, hava kalitesi, atık yönetimi, iklim politikaları, endüstriyel çevre güvenliği gibi alanların tam merkezinde yer alıyor. Ancak çevre mühendisliği çoğu zaman yalnızca “arıtma tesisi kuran teknik bir alan” gibi algılanıyor. Oysa çevre mühendisliği aslında doğal kaynakların yönetimi ve sürdürülebilir kalkınmanın mühendisliğidir. Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda yaşayacağı en büyük dönüşümlerden biri su, enerji ve iklim alanlarında olacak. Bu dönüşümün merkezinde ise çevre mühendisleri bulunacak.
15- Genç çevre mühendislerine ve bu alanda çalışmak isteyenlere ne önerirsiniz?
Genç meslektaşlarıma her zaman şunu söylüyorum: Çevre mühendisliği sadece bir meslek değil, aynı zamanda bir gelecek mesleğidir. Dünya bugün üç büyük krizle karşı karşıya. Bunlar, iklim krizi, su krizi, doğal kaynak krizi Bu üç krizin çözümünde çevre mühendisleri kilit rol oynayacak. Genç çevre mühendislerinin sadece teknik bilgiyle yetinmemesi gerekiyor. Aynı zamanda dünyadaki çevre politikalarını, iklim bilimini ve sürdürülebilir kalkınma modellerini de iyi takip etmeleri gerekiyor. Bugünün çevre mühendisleri yalnızca tesis kuran mühendisler olmayacak. Geleceğin çevre mühendisleri şehirleri, üretim sistemlerini ve hatta ekonomik modelleri yeniden tasarlayan uzmanlar olacak. Bu nedenle genç meslektaşlarımın büyük düşünmelerini ve kendilerini yalnızca bir meslek sınırı içinde değil, gezegenin geleceğini şekillendiren bir alanın parçası olarak görmelerini tavsiye ediyorum.
--------------------------------------------------------------------------------------------------
Antalya için 10 Maddelik Çevre Vizyonu
Cem Arüv bilimsel temeller ile Antalya için 10 maddelik çevre vizyonunu açıkladı:
- Antalya için iklim risk haritası hazırlanmalı.
- Su kaynakları için havza bazlı yönetim sistemi kurulmalı.
- Turizm tesislerinde zorunlu su geri kazanım sistemleri uygulanmalı.
- Tarımda su verimliliği ve modern sulama teknikleri yaygınlaştırılmalı.
- Kıyı ekosistemleri için bilimsel koruma planları hazırlanmalı.
- Antalya’da döngüsel ekonomi ve atık geri kazanımı güçlendirilmeli.
- Kent planlamasında iklim dirençli şehir modeli benimsenmeli.
- Deniz kirliliğini izlemek için sürekli ölçüm sistemleri kurulmalı.
- Enerji kullanımında yenilenebilir enerji yatırımları artırılmalı.
- Antalya Akdeniz’in sürdürülebilir turizm merkezi haline getirilmeli.