Antalya’nın geleceği, kent ekonomisi ve şehrin giderek büyüyen sorunları üzerine değerlendirmelerde bulunan YÖRSİAD Yönetim Kurulu Başkanı ve Antalya Kent Konseyi Ekonomi Grubu Başkanı Avukat Mustafa Alper Oral, Antalya’nın sahip olduğu büyük potansiyele rağmen bu gücü ekonomik ve sosyal refaha yeterince dönüştüremediğini söyledi. Antalya’nın ortak bir şehir vizyonuna ihtiyacı olduğunu vurgulayan Oral, turizm, tarım, sanayi, ulaşım ve kent planlamasının birlikte ele alınması gerektiğini ifade etti.
İşte Mustafa Alper Oral’ın Ekspres’e verdiği röportaj:
- Antalya, nüfusu ve ekonomisiyle artık birçok ülkeden daha büyük bir şehir. Sizce Antalya’nın önündeki en büyük tehdit plansız büyüme mi, yönetim eksikliği mi yoksa vizyon eksikliği mi?
Bence maalesef üçünün de etkisi var. Antalya bugün nüfusu itibarıyla birçok ülkeden daha büyük bir şehir. Bunun yanında ağırladığı misafir sayısı açısından da dünyanın en önemli turizm bölgelerinden birisi. Dolayısıyla artık Antalya’yı sadece bir şehir olarak değil, büyük bir metropol ve dünya ölçeğinde bir turizm merkezi olarak değerlendirmek zorundayız.
Ancak şehrin plansız büyüdüğü de bir gerçek. Antalya’nın 640 kilometrelik sahil bandında neredeyse her ilçenin farklı bir imar anlayışı var. Antalya’nın tamamını kapsayan, uzun vadeli ve ortak bir planlama anlayışının eksikliğini bugün çok net görüyoruz.
Bir diğer sorun ise yönetimlerin ve şehrin dinamiklerinin ortak bir hedef etrafında yeterince buluşamaması. Antalya’da çok değerli yöneticiler, bürokratlar, iş insanları, meslek kuruluşları ve sivil toplum temsilcileri var. Ancak bugüne kadar bu insanların ve kurumların gücünü ortak bir akla ve ortak bir şehir vizyonuna dönüştürmekte yeterince başarılı olamadık. Burada siyaset kurumunun da sorumluluğu var. STK’ların, meslek kuruluşlarının ve odaların siyasetten uzak durduğu dönemlerde siyaset de şehrin gerçek sorunlarından uzaklaşabiliyor. Bunun yanında Antalya’yı yeterince tanımayan, şehrin dinamikleriyle temas kurmayan kontenjan siyasetçilerin de kente dokunamadığını düşünüyorum.
Belki de en önemlisi, bu şehirde vizyon sahibi insanların zaman zaman kendilerini geri plana çekmiş olması. Antalya’nın geleceğine ilişkin söz söylemesi gereken insanların daha fazla sorumluluk alması gerekiyor. Artık Antalya’nın günü kurtaran değil, 20-30 yıl sonrasını planlayan bir şehir aklına ihtiyacı var. Bunun için de siyasetinden iş dünyasına, STK’larından meslek odalarına kadar herkesin ortak bir Antalya vizyonu etrafında buluşması gerektiğine inanıyorum.
- Sürekli “Antalya stratejik bir şehir” diyorsunuz. Peki bu stratejik gücü ekonomik kazanca dönüştürebiliyor muyuz, yoksa potansiyelimizi tüketiyor muyuz?
Maalesef bu sorunun cevabına bugün için “hayır” diyebiliriz. Antalya şu anda ne tam anlamıyla bir tarım kenti, ne bir turizm kenti ne de bir sanayi kenti. Aslında üçünün de çok güçlü tarafları var. Ama bunlardan herhangi birinde “biz en iyiyiz ve bu üstünlüğümüzden en fazla ekonomik değeri biz elde ediyoruz” diyemiyoruz. Bence Antalya’nın artık bu konuda bir karar vermesi gerekiyor. Turizm mi? Tarım mı? Sanayi mi? Ya da bunların tamamını birlikte mi geliştireceğiz? Eğer hepsini birlikte geliştireceksek, bunların birbirleriyle ilişkisini ve şehir ekonomisindeki dağılımını doğru planlamamız gerekiyor.
Turizm açısından Antalya gerçekten bir mucize. İnanılmaz güzel bir iklimimiz, eşsiz bir doğamız, emsalsiz tarihi ve antik kentlerimiz, gastronomimiz ve çok güçlü bir kültürümüz var. Dünyanın en önemli turizm destinasyonlarından biriyiz. Ancak bu potansiyelin ekonomik karşılığını, özellikle şehre ve esnafa dağılımını istediğimiz ölçüde sağlayamıyoruz.
Tarımda da Antalya artık bir dünya markası olma yolunda. Ancak çiftçinin durumu ortada. Antalya Hali’nin ekonomik durumu ortada. Ürettiğimiz değerin üreticiye ve şehir ekonomisine ne kadar yansıdığı konusunda ciddi sorunlarımız var. Sanayi tarafında ise Bursa, Kocaeli veya Gaziantep kadar güçlü bir sanayi altyapımız olduğunu söyleyemeyiz. Fakat burada da Antalya’nın önemli bir potansiyeli olduğunu düşünüyorum. Özellikle mevcut ekonomik koşulların sanayiciyi ve yatırımcıyı zorladığı bir dönemde, şehrin sanayi politikasını yeniden ele almak gerekiyor. Dolayısıyla mesele Antalya’da potansiyel olup olmaması değil. Potansiyelimiz fazlasıyla var. Mesele, bu potansiyeli nasıl bir şehir ekonomisine dönüştüreceğimiz. Antalya’nın artık sadece büyüyen değil, ürettiği değeri kendi içinde tutabilen ve bunu refaha dönüştürebilen bir şehir olması gerekiyor.
- Antalya’nın en kronik üç sorununu bugün çözme yetkiniz olsa ilk hangi adımları atardınız?
Ben bütün çözüm önerilerinden önce “Antalyalılık bilincinin” geliştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü Antalya’nın sorunlarının tamamı aslında birbirine bağlı. Bu şehri gerçekten korursak ve kendimizi bu şehre ait hissedersek; Antalya’nın tarımını, dağını, taşını, ormanını, denizini ve doğal güzelliklerini de düşünür ve koruruz. Çevremize sahip çıkarız. Turizmde müşteriye yaklaşımımızdan, sanayide üretim anlayışımıza kadar yaptığımız her işte şehrimizi düşünerek hareket ederiz. Antalya’yı sadece faydalandığımız bir eşya gibi görmemeliyiz. Bu şehrin bize ait olduğu kadar, bizim de bu şehre karşı sorumluluğumuz olduğunu kabul etmeliyiz.
Asıl ihtiyacımız, Antalya’yı yarınlara bırakacağımız bir emanet olarak görme bilincini oluşturmak. Çünkü trafik, çevre, imar, doğa, turizm ve sanayi birbirinden bağımsız sorunlar değil. Birinde yaptığımız yanlış, diğerini doğrudan etkiliyor. Bu nedenle ben ilk olarak Antalya’da ortak bir şehir bilinci oluşturacak çalışmaların yapılması gerektiğine inanıyorum. İnsanlara “Bu şehirde yaşıyorum” demenin ötesinde, “Bu şehirden sorumluyum” duygusunu kazandırmalıyız. Bunu başarabilirsek diğer sorunların çözümü için de çok daha güçlü bir toplumsal irade ortaya çıkarabiliriz.
- Antalya yalnızca turizm şehri olarak mı kalmalı, yoksa üretim ve teknoloji üssüne dönüşmeli mi?
Bu sorunun cevabı çok zor olmakla birlikte, artık bir karar vermemiz gerektiğini düşünüyorum. Antalya turizmde çok güçlü. Hem ciddi bir deneyimimiz hem de bizi benzer destinasyonlardan ayıran çok önemli özelliklerimiz var. Bu nedenle turizmden geri adım atmamız mümkün değil. Tam tersine, turizm ağırlıklı yapımızı koruyarak bu sektörden elde ettiğimiz ekonomik kazancı artırmalıyız. Ancak diğer taraftan çok güçlü olduğumuz tarımı da dünya çapında daha ileri bir noktaya taşımamız gerekiyor. Daha verimli üretim yapmalı, teknoloji kullanmalı ve tarımdaki gücümüzü daha yüksek ekonomik değere dönüştürmeliyiz.
Üretim ve teknoloji üssüne dönüşme konusunda ise önümüzde uzun yıllar olduğunu düşünüyorum. Çünkü bunun için öncelikle gerekli altyapıyı, insan kaynağını, yatırım ortamını ve şehir planlamasını oluşturmamız gerekiyor. Dolayısıyla Antalya’nın bir sektörden vazgeçip başka bir sektöre yönelmesi gerektiğini düşünmüyorum. Güçlü olduğumuz alanları daha da güçlendirmeliyiz. Bunu da sektörlerin tüm paydaşlarıyla birlikte hareket ederek yapmalıyız. Turizmci, çiftçi, sanayici, üniversiteler, meslek odaları, STK’lar ve kamu aynı hedef etrafında buluşabilirse Antalya’nın mevcut gücünü çok daha yüksek bir ekonomik değere dönüştürebileceğine inanıyorum. Ben Antalya’nın geleceğini “turizm mi, sanayi mi, teknoloji mi?” şeklinde bir tercih yapmak yerine, güçlü olduğumuz sektörleri birbirini besleyecek şekilde geliştirmekte görüyorum.
- Trafik, kira ve barınma sorunları artık yatırımcıyı da etkiliyor. Sizce Antalya yatırımcı kaybetmeye başladı mı?
Maalesef evet. Antalya’da özellikle turizm sezonuyla birlikte şehir içi trafiği ciddi bir sorun haline geliyor. İnsanların ulaşımda kaybettiği zaman her geçen gün artıyor. Bu da hem çalışanların hem de işletmelerin hayatını doğrudan etkiliyor. Bunun yanında şehir merkezindeki yüksek kiralar da yatırım kararlarını etkiliyor. İşletmeler, daha uygun maliyetli ve ulaşım açısından daha rahat bölgelere yöneliyor. Bucak ve Isparta gibi merkez dışındaki organize sanayi bölgelerine ya da Antalya’nın daha dış bölgelerine doğru bir hareket olduğunu görüyoruz. Bazı işletmeler üretimlerini de bu bölgelere taşımaya başladı. Burada sadece işyerlerinin kirasından bahsetmiyoruz. Çalışanların yüksek kira maliyetleri de işletmeler açısından ciddi bir sorun oluşturuyor. Organize sanayi bölgelerindeki şirketler, çalışanların Antalya merkezde barınma maliyetlerinin yükselmesi nedeniyle kırsal bölgelerden ve köylerden işçi bulmaya yöneliyor. Bunun yanında farklı ülkelerden iş gücü temin etme ihtiyacı da ortaya çıkıyor. Dolayısıyla Antalya’nın yatırımcı açısından cazibesini sadece vergi, teşvik veya arsa maliyeti üzerinden değerlendiremeyiz. Bir yatırımcı için şehrin ulaşımı, çalışanının nerede ve hangi maliyetle yaşayacağı da yatırım kararının önemli bir parçasıdır.
Antalya’nın yatırımcı kaybetmemesi için sadece sanayi alanları veya yatırım teşvikleri değil, ulaşım, konut ve şehir planlamasını birlikte ele alan bir anlayışa ihtiyacımız var.
- İş dünyasının bugün en büyük problemi sizce yüksek faiz mi, yüksek enflasyon mu, yoksa öngörülemez ekonomi politikaları mı?
İş dünyasının sorunları sektörel olarak farklılık göstermekle birlikte, bize ulaşan yakınmaları genel olarak finansmana ulaşım zorluğu ve piyasadaki nakit sıkışıklığı olarak değerlendirebiliriz. Özellikle işletmeler açısından finansmana erişimin zorlaşması, yatırım kararlarını ve günlük işletme sermayesini doğrudan etkiliyor. Bununla birlikte mevcut ekonomik programa güvenmek zorundayız. Acı bir reçete olsa da ekonominin yeniden dengelenmesi ve daha güzel günlere ulaşabilmemiz için hep birlikte bir süre sabretmemiz gerektiğini düşünüyorum. Elbette bu süreçte iş dünyasının üzerindeki yükün de göz ardı edilmemesi gerekiyor. Üretimin, yatırımın ve istihdamın korunması için işletmelerin finansmana erişiminin kolaylaştırılması büyük önem taşıyor. Bugün hepimizin ihtiyacı olan şey, ekonomik istikrar ve öngörülebilirlik. Bunun için de sabırla ama üretimi ve iş dünyasını koruyarak ilerlememiz gerekiyor.
- Sizce Antalya’nın kültürel kimliği turizmin gölgesinde mi kalıyor?
Son yıllara kadar Antalya’nın kültürel kimliğinin ve sahip olduğu kültürel zenginliğin turizmin gölgesinde kaldığı net bir şekilde söylenebilir. Ancak özellikle son yıllarda bu konuda önemli bir değişim yaşandığını düşünüyorum. Belediyelerin ve sivil toplum örgütlerinin desteği ve ilgisiyle köylere, mahallelere kadar inen festivaller, panayırlar düzenleniyor; kültürel etkinlikler ve kutlamalar yapılıyor, konserler düzenleniyor. Bunların halk tarafından da çok büyük bir ilgiyle karşılandığını görüyoruz. İnsanlar bu etkinlikleri gerçekten önemsiyor, yılın o günlerini özenle bekliyor ve bu etkinliklere katılmaktan mutlu oluyor. Bu da Antalya’nın yerel kültürünün hâlâ çok güçlü olduğunu gösteriyor. Ancak burada önümüzde önemli bir fırsat daha var: Şehre gelen yerli ve yabancı turistleri bu kültürel etkinliklere yeterince dahil edemiyoruz.
Bence önümüzdeki dönemde yapılması gereken, Antalya’nın yerel kültürünü sadece Antalyalıların yaşadığı bir değer olmaktan çıkarıp, şehre gelen insanların da deneyimleyebileceği bir kültürel zenginliğe dönüştürmek. Çünkü Antalya’nın turizmi ile kültürü birbirinin alternatifi değil, tam tersine birbirini besleyen iki önemli değer. Turisti sadece otelde ağırlamak yerine, Antalya’nın gerçek kültürünün içine dahil edebilirsek, hem kültürel kimliğimizi daha güçlü şekilde yaşatır hem de turizmden elde ettiğimiz değeri artırabiliriz.
- Yörüklüğü sık sık “bir karakter meselesi” olarak tanımlıyorsunuz. Bugünün gençlerine Yörük kültürünün hangi değerlerini mutlaka aktarmalıyız?
Yörüklük bir yaşam biçimi ve bizim kimliğimizin de ayrılmaz bir parçası. Aslında bir hayat ve yaşam felsefesinin bütünü. Bizim özendiğimiz ve anılarımızda canlanan bu kültürün taşıyıcıları her zaman doğaya karşı çok duyarlı, hayvanları seven ve koruyan, yaşadığı alanı kirletmeyen, çalışkan, zeki ve sözüne sadık insanlar olmuşlardır. Vatanına ve milletine bağlı, devletinin kurallarına uyan ve bayrak dendiği zaman duygulanan bir anlayışın temsilcileridir. Bugünün gençlerine de öncelikle Yörüklerin çalışkanlığını, doğaya bağlılığını ve yaşadığı alanı koruma alışkanlığını aktarmamız gerektiğini düşünüyorum. Hareketli yaşam biçimini sürdürmek, doğal beslenmek, doğayla iç içe olmak da bu kültürün önemli parçaları. Bunun yanında tarihine, ailesine, atasına, bayrağına ve devletine bağlılık duygusunu da gençlerimize aktarabilmeliyiz. Çünkü Yörüklük sadece geçmişte yaşamış insanların hikâyesi değil. Bugünün dünyasında da karşılığı olan bir yaşam felsefesi ve değerler bütünü. Gençlerimiz bu değerleri kendi hayatlarına taşıyabildikleri ölçüde Yörük kültürü de yaşamaya devam edecektir.
- Avukat, iş insanı ve sivil toplum başkanı kimlikleriniz var. Hangisi sizi en çok tanımlıyor ve neden?
Hayatımın farklı dönemlerinde ve farklı alanlarda farklı sorumluluklar üstlendim. Ancak eğitimini aldığım ve yapmaktan büyük gurur duyduğum avukatlık mesleğimle anılmak beni her zaman çok mutlu ediyor. Çünkü adalet bir devletin temel taşıdır. Avukatlık da adaletin gerçekleşmesinde vatandaşın en önemli yoldaşı, adli kurumların ve kolluk kuvvetlerinin ise en önemli yardımcılarından biridir. Avukatlık mesleğinin bağımsız olması, kimseye tabi olmadan ve hukukun üstünlüğü içerisinde görev yapılabilmesi de benim bu mesleğe bağlılığımın en önemli nedenlerinden biri. Ben de üzerime düşen sorumluluğu yerine getirmeye çalışıyorum. Gerek STK’larda, gerek avukatlık mesleğimde, gerek spor camiasında, gerek kent konseyinde; şehre ve topluma dokunabileceğim her alanda yer almaya çalışıyorum. Bunu biraz da şehrime, memleketime ve ülkeme olan borcumu ödeme sorumluluğu olarak görüyorum. Dolayısıyla farklı kimliklerim olsa da hepsinin ortak noktasında aynı şey var: Yaşadığım şehre ve ülkeme faydalı olmak ve üzerime düşen sorumluluğu yerine getirmek.
- Son olarak; 10 yıl sonra nasıl bir Antalya görmek istiyorsunuz? Bugünkü yöneticilere tek cümlelik bir mesaj verme şansınız olsa ne söylerdiniz?
Biraz zor olduğunu bilmekle birlikte, on yıl sonra Antalya’yı şöyle bir şehir olarak hayal ediyorum: Turizmde elde ettiği geliri artırmış, bütün esnafın turizmden daha fazla pay alabildiği, turizm çeşitliliğini sağlamış ve turizmi 12 aya yaymış bir Antalya… Tarımda bir dünya markası olmuş, çiftçisinin yüzünün güldüğü bir Antalya… Organize sanayisi ve Serbest Bölgesi büyümüş, üretim gücünü artırmış bir Antalya… Hızlı trenle buluşmuş, otoyolu yapılmış, toplu taşıma olanakları gelişmiş ve şehir içi ulaşımı çok daha rahat hale gelmiş bir Antalya… Sanatın, sporun ve kültürün hayatın her alanında yaşatıldığı; dünyanın en yaşanabilir ilk 10 şehrinden biri olan bir Antalya görmek istiyorum. Bunun kolay bir hedef olmadığını biliyorum. Ama bu şehir bunu hak ediyor. Üstelik bu hayali gerçekleştirebilecek çok değerli yöneticilerimiz, iş insanlarımız, sivil toplum kuruluşlarımız, kamu kurumlarımız ve yöneticilerimiz var. Bence bu, peşinden gidilmeye değer bir hayal ve uğrunda çabalamaya değer bir hedef.