​Radikalleşme Dönemi ve Türkiye

Macaristan’ın Başbakanı mülteciler üzerinden kendi içindeki çirkinliği ortaya dökmeye devam ediyor. İnsan hakları arasında güzel yaşam hakkı olmadığını söyleyen Orban, acaba kendi vatandaşlarının Almanya’ya gelmek istemsine ne diyor?
Mültecileri geldikleri yere göndereceğini belirtirken, Almanya’da hortlayan Nazilerin gönlünde adeta taht kurmak istercesine, onların diliyle konuşarak “Avrupa Hıristiyan kalmalıdır” gibi safsatalarla oy avcılığına soyunmuş, oportunist adamlardan birinden farksız olduğunu göstermektedir.
Macaristan AB ülkeleri arasında en geri kalmış ülkelerden biridir. Hem ekonomisi hem hukuku ile AB’ye yakışmamakla birlikte Almanya ve Fransa’nın yanlış politikaları sonucunda AB’ye girmiştir. Eski Doğu Bloku ülkelerinin her türlü mirasını devam ettirmekle kalmayıp, o ülkelerde yaygın olan Nazi tohumlarına yenilerini eklemektedir. Macar Başbakan’a sözlerine dikkat etmesi konusunda uyarıda bulunmak gerekmektedir.
Macar vatandaşları kendi ülkelerini terk edip Almanya’ya kapağı atmak için can atarken, savaştan kaçan insanların “sırf daha iyi yaşam” için Avrupa’ya gelmek istemelerini sözde anlayışla karşılıyormuş, ama böyle bir insanlık hakkı yokmuş. Sadece insan onuru ve güvenliği insan hakkı olarak kabul edilirmiş ve bu yüzden Macaristan mültecilerin ülkeye gelmesine engel olmak için tel örgüleri daha da yükseltecekmiş.
AB denilen birlik kendi içinde hiç de birlik ve beraberlik örneği sunmuyor. Aksine ekonomik çıkarlardan ibaret olan, ardındaki var kabul edilen “Avrupa ruhunun” giderek eksildiği açıkça görülen bu birliğin geleceğine de şüpheyle bakılıyor. Her ne kadar Almanya ve Fransa başta olmak üzere AB’in kalıcı olduğunu vurgulamaya çalışsa da, AB’de ulus devlet ve git gide yayılan ırkçılık, gelecek açısından kötü bir manzaranın ortaya çıkmasına yol açmıştır.
Son yıllarda Türkiye’de de radikal milliyetçilik git gide yayılmaktadır. Böylece bu fenomenin ardında spesifik değil, daha ziyade genel bir problem yumağının yattığı sezinleniyor. Muhtemelen 21.Yüzyıl tekrar ırkçılığın öne geçeceği bir çağ olacaktır. Yine insan kanıyla beslenenlerin dönemine girilmek üzere olduğuna işaret eden pek çok belirti vardır. Demokratik ülkelerde bu akıma karşı direniş başlamıştır. Ancak devletlerin içine nüfuz etmeyi başaran ırkçıların giderek güçlendiği dikkat çekmektedir.
En son olaylar Almanya’da yaşanmıştır. Mültecilere saldırılar, yurtlarının yakılması, gazeteci bir kadının sözde “korktuğu” için kucağında çocuğu olan bir adam çelme takması, CDU’nun içinde radikal milletçi grubunun sesini daha güçlü şekilde duyurmaya başlaması gibi pek çok görünüşte ufak çaplı olaylar, ırkçılığın Alman toplumunda git gide hortlamaya başladığına işaret etmektedir.
Türkiye’de de son dönemlerde terör üzerinden ırkçı düşüncelerin yayılmaya başladığı dikkat çekmektedir. Hem Türk hem de Kürt milliyetçiliği yayılmaktadır ve bu ülkemizin birlik ve beraberliği açısından büyük bir tehlike sinyali vermektedir. Sağduyu kaybolurken, dinci ve milliyetçi radikal gruplara eğilim toplumda baş göstermeye başlamıştır.
Türkiye, demokrasi ve hukuk devleti yolundan sapacak olursa, gelecekte nasıl bir toplumun ortaya çıkacağı şimdiden bellidir. Buna karşı önlemlerin alınması kaçınılmaz hale gelmiştir.