RUHU ZENGİN, BEDENİ ZENGİN NESİLLER İÇİN…

Her insanoğlunun dünyaya geliş gayesi vardır. Ancak bu gaye-i emel kişiden kişiye değişmektedir. Kimisi anlık yaşar ve sonrası hiç olmaz, kimisi de adeta hiç bu dünyadan göç etmemiş gibi ebedi yaşar. Ne yaşarsanız yaşayın ama yaşadığınız zamanı en iyi, en verimli şekilde doldurmanın gizemi sadece sizin elinizle, sizin düşüncenizle mümkün olmaktadır. Zaman içinde tezahür eden hayatınızın en büyük menbaı sade ve sadece sizsiniz.
Tabi insanoğlu yaşarken zamanın kıymetinin çokta farkına varamayabiliyor, anladığı zamanda iş işten çoktan geçmiş oluyor. Yaş kemale erince de yıllar sonra bir bakıyorsunuz hayat, zaman sabun misali elimizden kaymış, gitmiş. Ve işte o zaman anlıyoruz ki tükenen takvim yapraklarından geride kalan; buna “dur” demeyi bile düşünemeyecek kadar aciz yaşadığımız bir hayat...
Öyle anlar gelir ki ardı arkası kesilmez hastalıklar boy göstermeye başlar. Hastane hastane, doktor doktor reçetelerin mumla arandığı bir süreçte gecemiz, gündüzümüz adeta hastalıktan geçilmez olur. Her geçen gün türemeye ve üremeye devam eden bin bir çeşit hastalıkların icat edildiği süreçte, hekimler derde deva ilaçlar için nefes almaksızın çalışır. Lakin ne çare ki, insanoğlu her derde çare olamadığını amansız hastalıkların pençesinde kapanan gözlere umutsuz ve biçare şekilde bakınca anlar.
Peki neden böyle bir sonuç? Bunun en büyük müsebbibi nedir, kimdir? Her araç gerecin olduğu gibi insanın da kullanma kılavuzu vardır. Fakat biz insanlar o kılavuza hiç bakmayız ve anadan babadan, çevreden gördüğümüz gibi yaşarız. Sormayız, sorgulamayız hangisi doğru hangisi yanlış? Halbuki kılavuza göre bir yaşam şekli tesis edilmiş olsa hem ruhu zengin hem de bedeni zengin insanlardan oluşan bir toplum meydana gelir.
Kılavuzdaki temel kaidelerden misal verecek olur isek zaman unsuru ve zamana kazandırdığınız, yüklediğiniz anlam büyük ehemmiyet taşımaktadır. Çünkü insanoğlunun yaşamdaki meşguliyetleri ve boşa geçirdiği zaman onu hem ruhen hem de bedenen zayıflatmaktadır. Anbean kızgın kumların üzerindeki buz misali eriyip gitmekte ama bunu maalesef fark etmemektedir. Keşke bunun bilincinde olabilsek, zaman çok geçmeden doğru reçeteleri bedenimize enjekte edebilsek; hem ruhu hem de bedeni aç nesiller için bırakabileceğimiz en güzel miras işte budur.
Bu durumda bizlere düşen görev ise insanoğlunun aç olduğu noktalara sirayet ederek, sağlıklı nesiller inşa edebilmektir. Sağlıklı birey; sağlıklı düşünür, sağlıklı çalışır, sağlıklı üretir, sağlıklı tüketir. Sağlıklı birey için beslenme en temel yapı taşıdır. Bununla ilgili olarak sağlıklı beslenmenin gizemli formülü hakkında haftaya kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Yapılacak olan sosyal sorumluluk ve farkındalık çalışmaları ile toplumdaki vebaların kara toprak olduğu bir dünyaya doğru hep birlikte yürüyebilmek, koşabilmek ümidiyle…