Teknolojinin bu denli gelişmesiyle birlikte dijital iletişim, günlük hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline geldi. Hatta çoğu zaman dijital iletişimimiz günlük iletişimimizin önüne geçiyor. Sosyal medya platformları, mesajlaşma uygulamaları ve diğer dijital araçlar aracılığıyla insanlar arasındaki iletişim, hızlı ve kolay bir şekilde gerçekleşiyor. Tabii her güzel şey gibi dijital dünyanın da zorlukları var. Yeni sorumluluklar, yeni ahlaki problemler…
*****
Dijital iletişimde çoğu kişi anonim olarak var olduğundan, ahlak olgusu daha da ön plana çıkmak zorunda kalıyor. Kalmalı da. Sanal ahlak olarak adlandırabileceğimiz bu kavramın temel taşı bana kalırsa saygı. Hiç görmediğimiz, yaşam tarzlarını bilmediğimiz insanlara karşı davranışımız önce kendimize olan saygımızın eseri.
*****
Bir diğer faktör ise hoşgörü. İnternet üzerinde farklı düşüncelere, inançlara ve yaşam tarzlarına sahip insanlarla karşılaşmak kaçınılmaz. Sonuçta milyonlarca insanla aynı masada oturuyoruz bir anlamda. Bu noktada, farklılıklara saygı duymak ve hoşgörülü bir şekilde iletişim kurmak önemli.
*****
Bir de dijital linç durumu var tabi. Andy Warhol’un dediği gibi herkes 15 dakikalığına ünlü oluyor çağımızda. Ama iyi, ama kötü bir biçimde. Ve çoğunluk o ilk taşı atanın arkasından gidiyor linç konusunda. Sorgulamadan, karşıdakinin de bir insan hatta bazen bir çocuk olduğunu umursamadan. Aslında yapılması gereken şey o kadar kolay ki. Sosyal medyayı aktif kullanan biri olarak her gün o kirliliğe şahit oluyorum. Fakat ben nereden haber okumam gerektiğini veya sosyal linç karşısında nasıl tepki almam gerektiğini artık biliyorum. Bu bilinci sosyal medyanın çoğunluğunu oluşturan Z kuşağına da aktarmak gerekiyor, belki okulda belki de evde. Onu bilemiyorum.
Özetle, belki de yapılması gereken en kolay şey bazen iyi bir şey söylemeyeceksek susmak gerekir.