Çoğu zaman bize yalan söylenmesinden ziyade yalana inandığımız için kendimize kızarız. Bir yalanla yaşamak, yalan yaşamak ile aynı anlama geliyor. Yalanla yaşamak bilerek yapılan bir eylem, yalan yaşamak ise bilinmeyen bir eylem. Yapılanların, söylenenlerin, duyguların, samimiyetin ve öfkelerin yalan olduğu bir hayatı yaşamak nasıl da boşa geçmiş bir ömrü ifade ediyor. Ancak daha kötüsü bu geçen zamanın yaşanmamış olduğu hissini doğuruyor olması. Çünkü mazimizde yaşadığımızı sandığımız duyguların yalan bir kurgunun ürünü olduğunu görüyoruz. Tabii ki tek suçlu yalan söyleyen değil. Madalyonun diğer yüzünde inanmak isteyen var oldukça yalanlar da devam ediyor.
Aldatma ve yalan en çok sanat ortamında can acıtıcıdır. Tamamen duygulara hitap eden sanat, sahte yaklaşımları kabul edemez. Eser ve eser sahibinin bir bütün olarak düşünülmesinin temelinde; ortaya çıkan eserin en samimi yaklaşımlarla üretildiğini bilmek konusundaki ısrarlarımız yer almaktadır. Eserin etkisi sanatçının samimiyeti ile özdeşleşmektedir. Aldatma ve yalan sanata karıştığı zaman en başta seyirci kendisini güvensiz bir ortamda hissetmektedir. Kapitalizm ile emeğin sermayeye dönüşmesi konusunda sanatsal çalışmaların pazarlama amaçlı kullanılmasını dikkate bile almıyorum. Fakat bu doğrultuda bile samimi eserlere ihtiyaç duyulmaktadır. Sanatın affetmesi gerekenler nelerdir; intihal eser, fikir hırsızlığı, kopya eser, izinsiz çoğaltma ve en önemlisi de telif haklarını gasp ve birçok argüman sayılabilir. Ancak benim ele almak istediğim konu yalan ve aldatma sonucu onursuz bir hayat seçerek menfaat sağlayanların af edilip af edilmemesi konusu.
Şiddet konusunda psikologların uyarıları; şiddeti görmezden gelerek kabullenilmesinin, yaşanan sıkıntının hayatın bir parçası olarak kabullenip yaşamaya devam etmek olduğunu söylemektedir. Bağırmak, küfür etmek, tehdit etmek, küçük düşürmek, lakap takmak hatta silah göstermek gibi psikolojik şiddette yapılan eylemin cezasız kalması özellikle çocuklarda şiddetin kabullenip cezalandırılmayan bir olgu olarak hayatında yer almasına sebep olmaktadır. Geleneklerimizin kol kırılır yen içinde kalır yaklaşımı ile hataları affetme yönündeki yaklaşımımız maalesef şiddetin öğrenilmiş bir eylem olarak çocuklarımız tarafından kabul edilmesine sebep olmaktadır. Aldatılan bir annenin bu durumu kabullenerek hayatına devam etmesi özellikle çocukları için aldatma eyleminin ceza gerektirmeyen bir eylem olduğu yönündeki öğretisine sebep olacaktır.
Sanatçıların ya da sanat eserlerinin dolaşımında rol alanların aldatma sonrası menfaatleri çok yüksek meblağlara denk gelebiliyor. Ancak sanat asla affetmiyor ve gerçeklerin bir gün ortaya çıkmak gibi bir huyunun olması çıkar sağlayanları deşifre edebiliyor. İş te o zaman yapılması gereken bırakacağımız mirasa karar vermek. Aldatma ve yalanı kabullenmiş bir toplum olmayı mı,yoksa aldatılmanın acısını bizden sonraki nesillerin tatmaması için dürüst olmayı mı?
Yapmamız gereken özgür kalabilmek, kötü olanı kabul etmemeyi öğrenmek ve yaşadığımız dünyayı yalan ve aldatma kirliliğinden kurtarmak.