Seçmene iyi anlatılmalı...  

Kılıçdaroğlu, “Vatanını seven sandığa gelsin” çağrısı yaptı. Kurtuluş Savaşı çağrısı gibi bir çağrı bu... Öncesinde söylenen sözlerle birlikte aynı tonu, aynı ağırlığı taşıyor. İlk turdaki söylemin değişeceği, farklı bir diskurun öne çıkarılacağı, ‘pozitif’ mesajların yerini ‘agresif’ bir kampanyanın alacağı kulislere yansımıştı zaten. Sığınmacılara, uyuşturucu baronlarına, mafyaya, yolsuzluklara, kadın cinayetlerine, teröre karşı sert bir propaganda dili artık devrede. Konuşmasında her vaadini ‘nokta’ koyarak bitirdi Kılıçdaroğlu. ‘Nokta’ bir vurgulama, altını çizme işareti olmanın da ötesine geçerek bir söz, bir vaat haline geldi. Bütün mültecileri ülkelerine göndereceğini söyledi, söz verdi. Gemi tehlikeli sulara açıldı. Gittikçe yayılan, kök tutan, genişleyen, keskinleşen, kalınlaşan ‘milliyetçi’ dalga kendini muhalefete de dayattı. Oy hesapları, sandık kaygıları bu dalgayı geçer akçe haline getirdi. En belirleyici motivasyon da Sinan Oğan’ın topladığı oylar. Bu oyları bir araya getiren iki temel hedef var. Birincisi mülteciler, ikincisi ise Kürt seçmenin bütün siyasi taleplerini ‘terör’ başlığı altında yaftalamak. Böylesi bir milliyetçiliğin çıkacağı adres de ırkçılıktır.

Ateşi üflemenin alemi yok

Bunu her koşul altında söylemek gerekiyor. Çünkü ciddi bir zihin kayması, ideolojik yamulma, ekonominin, yoksulluğun, hakların, hukukun yerine kimliklerin öne çıktığı, çıkartıldığı, özellikle kışkırtıldığı bir ortamdayız. Bu ateşi söndürmek yerine daha da üflemenin, yellemenin, benzin taşımanın alemi yok. Koşullar bunu dayatıyor, sosyoloji böyle diyenleri biliyoruz zaten. Çok dinledik. Ekonominin yerini sosyolojinin, sınıf mücadelesinin yerini ise piyasanın aldığı bir zaman diliminde, buna itiraz edenlere kenara çekilip izlemeleri tavsiye ediliyor. Ayak bağı olmayın deniliyor yani. Fazla kurcalama, ver oyunu. Şimdi sırası değil. Önce Erdoğan’ı indirelim, sonra bunlara bakarız filan... İnsanlık tarihi, insan olma tarihi bunun sayısız örneğiyle doludur oysaki. Yani ilk kez olmuyor, her zaman gerçeği ertelememizi, yutkunmamızı tavsiye eden güya ‘kritik’ süreçler vardır. Şimdi sırası değildir ve zaten o sıra hiç gelmez. Ayrıca o sırayı kim belirler; bunu da bilen yok. Sırayı belirleyen statükoyu savunanlardır. “At binici değiştirsin, ama atla koşmaya devam ederim” diyenler aslında birbirinin akrabasıdır.

Seçmene iyi anlatmalısınız

Kılıçdaroğlu Kürt seçmenden rekor seviyede oy aldı. Doğu ve Güneydoğu oylarında yaşanan patlama gözümüzün önünde duruyor. Sol, sosyalist seçmenin oyları da firesiz bir şekilde Kılıçdaroğlu’na gitti. Üstelik koşulsuz, pazarlıksız giden oylardı bunlar. Bu bilinçli, kararlı, örgütlü oylar ikinci turda da firesiz bir şekilde sandığa akar. Fakat söz konusu oylara çantada keklik muamelesi yapıp savundukları, inandıkları, istedikleri geleceğin, ülkenin, dünyanın tam tersi yerlere yelken açmak sandıkta hüsrana yol açabilir. O nedenle siyasetin iştahına, koltuğun büyüsüne kapılıp 14 Mayıs’ta verilmiş 24.5 milyon oyun aksine bir siyasi çizgiye yürümemek lazım. O noktada verilecek bütün sözler, bol keseden atılacak vaatler mevcut kitleyi, Kılıçdaroğlu’nu bu noktaya taşımış seçmenin büyük kısmını üzebilir, incitebilir, tepkisini çeker. Eğer ince ayar yapılmaz ve son kertedeki söylem mevcut seçmene, şu ana kadar Kılıçdaroğlu’nu destekleyen kitleye iyi anlatılamaz, ortak bir kaygı ve hedefe dönüştürülemezse vay halimize...

Perdenin arkasındaki hayalet

Kılıçdaroğlu’nun önce masayı yumruklayarak, dün de her cümlenin sonuna ‘nokta’ koyarak yaptığı konuşmalar ikinci turla birlikte ikinci perdenin de açıldığı şeklinde yorumlanabilir. Peki o perdenin arkasında ne var? İşte bunu bize, seçmene, halka iyi anlatmak zorundalar. Popülist söylemle oy peşine düşülecekse bunu zaten iktidar bloğu yıllardır yapıyor. İnsanları artık ülkenin gerçeklerine uygun, o gerçeklerle barışık, özgürlük ve eşitlik vaat eden demokratik bir iktidar istiyor. Kılıçdaroğlu’nu bu noktaya taşıyan söz konusu taleplerdir. Siyasette, ülke yönetiminde yaşanan tıkanma, tek adam idaresi, despotizm, hukuksuzluk, antidemokratik rejim miadını doldurdu. Bu rejimi tarihin çöplüğüne atacak bir isim olarak Kılıçdaroğlu’na destek veriliyor. Kılıçdaroğlu eğer perdenin arkasından yeni hayaletler çıkartacaksa hem ülkeye, hem de bunca yıldır verilen mücadeleye, bir arada yaşama çabamıza gerçekten yazık olur. Umarım hepimizi rahatlatacak, ikna edecek açıklamalar duyarız ilerleyen günlerde.