Şefkat eksik olunca...
Uncalı Emniyet Müdürlüğünün hemen önünde bir ilköğretim okulu var. Leyla Kahraman Sevim Ertenü...
Dün Emniyet çıkışı önünden geçerken bahçede eğitim gören çocuklara takıldım.
Havayı güneşli gören Beden Eğitimi öğretmeni sınıfı bahçeye dökmüş. Çocukların kiminin üzerinde kaban, kiminin üzerinde ceket, kimisi tişörtlü üçerli, beşerli sıra yapmış koşturuyor.
Aslında bu ısınma turunun sonrası malum!
Öğretmenin işine karışmam vardır bir bildiği!
Öğretmene ilişti gözüm,
Kalıplı. hani kara kaşlı kaslı cinsinden. Gözlüklü, avcı pantalon, anorak yelek...
Karizma yerinde.
Ama itici bir şey var. Davranış biçimi, öğrencilerine hitap.
O koşturduğu öğrencileri 'neye gidiyorsunuz böyle....' diye azarlayınca dikildim duvarın dibine seyrettim.
Öğretmenin yüzündeki öfkeyi gördüm.
Sevgisizliği,
....
Elindeki basketbol topunu salladı bir tombalak öğrencinin üzerine.
Yani öyle pas verir gibi değil.
'Hadi evlat başlayalım' gibi hiç değil.
Zaten öğrencisinin kendi ile arasındaki dialogda öğrenci/öğretmen saygısının dışında.
Ne öğretmen öğretmen gibi
Ne öğrenci öğrenci gibi...!
Öğrencinin diklenmesi , öğretmenin davranış biçiminden
Öğretmenin ki günün ruh hali.
Umarım o güne mahsustur. Ya değilse o öğretmenle bu ders yılı bitmez.
Çünkü bir şey eksik,
Bir şey yok onda,
O da öğretmenin şefkati!..
...
Bak öğretmenim, bizim evde bir damlacık göz yaşına dayanamadığımız çocuklarımıza sen kaşını karartamazsın.
Gece nefesini kokladığımız,
defalarca üstünü örttüğümüz,
terlemesin diye sırtına havlu koyduğumuz evlatlarımızı hırpalayamazssın.
Sen o şişkin egonu git dağlarda indir.
...
Hiç yolumun üstü değil ama takıntı yaptım. Gider gelir bakarım okulun bahçesinden içeri...