8 Mart, kadın haklarının hatırlandığı, eşitlik ve demokrasi havariliğinin yapıldığı bir takvim tarihi! Erkek egemen toplumlara ‘İçinizdeki cinsiyetçi bireylikten vazgeçin’ çağrısının yapıldığı, kadına yönelik şiddete karşı mücadelede klişe cümlelerin söylendiği gün olarak kabul görür. Kadın hakları savunucuları şiddete ‘Dur’ demek için etkinliklerle seslerini duyurur. Kadın cinayetlerine karşı ayrımsız ve tavizsiz alınması gereken yasal önlemler inadına konuşulur uzun uzadıya. Ama ülkemizin karnesi yine zayıflarla doludur. Ve ne utançtır ki 21’nci yüzyıl Türkiye’sinde, kadına yönelik şiddete karşı mücadele konuşuluyor halen... Demek ki bir arpa boyu ilerleyememişiz. O zaman neyi neden kutluyoruz?..
***
Kadim zamanlardan bu yana toplumun en temel izleğidir kadın... Ve bir kez daha anıyoruz ‘8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü, dünya milletleri ile birlikte. Büyük insanlık dramının yaşandığı komşu sınırlarında kadınların, anaların gözyaşlarını çaresizliğe döktüğü 8 Mart gününün acıya, umutsuzluğa bulanmışlığını yaşayarak. Amacım elbette 8 Mart’ı dramatize etmek değil. Elbette gönlümüz, Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün olması gerektiği gibi anılmasından yana. Ancak gel gör ki günlerdir komşu Ortadoğu coğrafyasında anaların, kızların, kadınların yaşadığı acıyı, insanlık dışı zulmü ve yitip giden umutları izleyip de umut tacirliği yapılmıyor mu? Hani nerede, o avaz avaz insan haklarından söz eden Birleşmiş Milletler?
***
Peki kadına uygulanan şiddet ve kadın cinayetleri... Özellikle de kadın hakları savunucuları tarafından büyük tepkilere neden olurken, neden hala insanlığın kanayan yarası olmaya devam ediyor? Neden kadına yönelik şiddet, bir insanlık ayıbı olarak görülmüyor? Ve de kadın cinayetleri neden siyaset üstü ele alınmıyor? Oysa kadının toplum içindeki saygınlığı, itibarı ve etkinliği; gelişmişliğin, çağdaşlığın bir göstergesi değil mi? Nerede kaldı acil eylem planları? *** Aslında biliyoruz ki Dünya Kadınlar Günü’nün kökleri, işçi hakları hareketlerine dayanıyor. Ve ülkemizde de ilk kez 1921 yılında Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanmaya başlıyor. Yani Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde kadınların toplum içerisinde, siyasette ve iş hayatında elde ettiği başarılar kutlanıyor. Ama gel gör ki 8 Mart’ın kökleri hala sesini yeterince duyuramıyor. Zira yapılan araştırmaya göre, çalışma yaşındaki kadınlarımızın sadece yarısı iş gücünde yer alıyormuş...
***
Ve de kadına verilen değer, her türlü beklentinin ötesinde insan haklarının bir gereği değil midir?.. “Kadın medeniyet, kadın uygarlık, toplumun olmazsa olmazı mihenk taşıdır” cümleleri neden sadece 8 Mart’a kilitleniyor? Bırakın bu vaatleri, boş lafları beyler… Kadınlar hala sokak ortalarında katlediliyorsa… Mıh gibi aklımızda tutmamız gereken, ailenin sağlık ve mutluluğu toplumun huzur ve güveni ancak, kadınlarımızın saygı, sevgi, adalet görmesiyle mümkündür. Geleceği şekillendirecek olan gençleri yetiştirirken, bu sağlıksız gidişatı engelleyen, bilinçli, adaletli ve sağduyu sahibi toplum, yine kadınların eseri olacaktır. Eşitlik ve demokrasi havariliği yapanların değil… Her şeye rağmen. ‘8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ umutlarınızın gönlünüzde olmasını diliyorum. Kalın sevgiyle.