Bir hazırlık var ama ne?
'Çok güzel olmuş, elinize sağlık' dedim. Onlar da 'Sağ olun, teşekkür ederiz' dediler.
Az sonra bir kadın aracımın önüne atladı.
Tanıyordun kadını. Köyün muhtarı, 'Durun, durun' diye bağırdı.
Acilen frene bastım! İçimden 'muhtar da teşekkür istiyor galiba' diye geçirdim, 'Az sonra Kaymakam Beygelecek. Ne olur 10 dakika bekler misiniz? Meydan düzenlemesi için bir şeyler söyler misiniz?'dedi.
Şöyle bir düşündüm;Evde misafirler var, ayıp söylemesi, et, tavuk aldım.Acele etmem gerekiyor. 15-20 dakikadan bir şey olmaz dedim.Muhtarı kıramadım. Kaldım.
Kadın muhtar, motosikletli oğluna seslendi;'Koş, kimi bulursan söyle, kaymakam gelecek de.'
Ben, kadın muhtar, köyün imamı, yaşlı bir iki köy kadını köy meydanında toplaştık.Uzun bir masa ve etrafında 8-10 tahta sandalye. Karşıda bir koltuk ve önünde küçük bir masa. Masada sürahi. Bir bardak, kurabiye tabağı vb.bir bandomuz eksik!Kaymakamı bekliyoruz.
Neyse siyah bir araba tozu dumana katarak geldi durdu. İçinden fırlayan şoför koşarak kapıyı açtı.Uzunca boylu, sarı saçlı, elinde cep telefonu ile kaymakam bey indi.
Yanında da bir kadın indi aracın önünden. Kadın muhtar koştu.'Selam' dedi Kaymakam, kimsenin yüzüne bakmadan ve el sıkmadan koltuğa oturdu.
Azarlar gibi sordu;'Anlatın bakalım derdiniz nedir?'
Muhtar, taşımalı eğitim sistemine geçilmesi nedeniyle içinde çocuk parkı da olan okulun atıl halden kurtarılmasını, okulda kermes, kurs gibi sosyal etkinliklere izin verilmesini ve parkın da onarılmasını rica etti. Kaymakam başını yarım yamalak arkasındaki okula çevirdi ve sordu:
'Kaç yıldır böyle bu okul?'
'25 yıldır.'
Kaymakam birden sertleşti!
'25 yıldır aklınız neredeydi?'
Herkes sus pus oldu.Köy halkından biri atıldı:-'Efendim, daha önceki muhtar döneminde de talebimiz oldu ama beceremedi!'
Kaymakamdan bir fırça daha;'Ben mi seçtim muhtarı, bana muhtarı mı şikayet ediyorsun?'
İşler kötüye gidiyordu. Ne yapsalar etseler Kaymakam'ı sakinleştiremiyorlardı. Muhtar buz gibi havayı soğutmak için olacak masada köy kadınlarının yaptığını söylediği gözlemelerden bir tabağı Kaymakama uzattı, 'Buyurun efendim. Bizim köyün özel gözlemeleri' dedi.
'Neli bunlar?'diye sordu Kaymakam. Muhtar başladı anlatmaya;'Peynirli, maydanozlu...'Neyse işte saydı döktü.
Kaymakam, 'Gözleme böyle olmaz!' dedi.
Ben içimden 'Yahu adam bir tat, sonra yorum yap'diye geçirirken O gözlemenin öyle değil, böyle, böyle yapıldığını anlatmaz mı?Hepimiz Kaymakam'dan gözleme tarifini aldık.Sonra konuya döndü. Bu okul ve park işi için dilekçe verilmesini istedi.
Köylülerden biri kaymakamıntepesini iyice attıran bir şeyler söyledi;'Efendim geçen de dilekçe verdik ama bu kez sizi davet edip derdimizi anlatmak istedik.'
Kaymakam iyice bozuldu, 'O zamanki Kaymakam ben miydim?' diye çıkıştı.Yanındaki asistan mı, özel kalem müdürü ne ise o kadına, 'Not aldın mı?' diye sordu; 'Almadım efendim.'
O sırada Kaymakam'ın telefonu çaldı.'Ne var?Kaymakam izin vermiyor deyin.Köyde havai fişek olmaz.'
Ayağa kalktı, bir şeyler söyleyerek, ona buna bağırarak arabasına yürüdü.Ben, kadın muhtar, köylüler ayakta bekliyoruz.Geri gelecek diye!
Kaymakam aracın arka koltuğuna yerleşti.Kadın muhtar koştu. Bir şeyler konuştu Kaymakam beyle.
Merak ettim sordum, 'Ne dedi' diye.
Dilekçe yazmalarını istemiş!..
Olaylar, sohbet ve kişiler gerçektir.
Kaymakamlar, valiler, milletvekilleri, bakanlar, başbakanlar, cumhurbaşkanları görmüş bir gazeteci olarak şunu gözlemledim. Türkiye hala Selamsız Bandosu filmindeki gibidir. Dün de böyleydi, bugün de böyle. Hiçbir şey değişmemiş.
Bu batıda böyle ise, vay doğunun haline!