Şiddet sorun yaratır


Polis yetkilisi, soruşturmanın ortasında sırf kafa bulmak için adama sormuştu:
‘Peki düşmanların kim onu söyle de bilelim’
‘hiç yok’
‘ne demek hiç yok ,lan.. ne demek hiç yok!’
‘yani, bildiğim kadarı ile yok, olmaması lazım, kimseye bir kötülüğüm olmamıştır’
‘Ne demek kötülük lan, düşmanın olması için bir de kötülük mü lazım, nefret ettiğin kimse yok mu , veya senden nefret eden?’
‘ben kimseden nefret etmedim, yine bildiğim kadarı ile kimse de benden etmez’
‘Yalan söylüyorsun lan.. Sen bizim gençliğimize ait olamazsın, sen bizim vatandaşımız değilsin,
sen , sen –onlardansın-‘
………
‘Ama merak etme biz sana burada nefreti öğreteceğiz, hiç merak etme ,onun bunun çocuğu, demek öyle ha’
Bu hikaye, karanlık ‘şemsiye cinayetlerinde’ öldürülen ünlü Bulgar şair, Georgi Markov’a ait, kendi kulağı ile duymuş, Bulgar polisinin bir sorgulamasından nakil etmiş.
Yani, kardeşim ille de bir düşmanın olacak, yoksa iktidarı süremiyor…
Eğer sen nefret etmiyorsan, o, sana öyle işkenceler yapıyor ki, sonunda nefret ediyorsun. Arkadaş da böylece iktidarını sürdürebiliyor, koltuğu kaptırmıyor.
Ne zaman oluyor bu? 1950lerde
Nerde oluyor? Bulgaristan da..
İkinci Dünya savaşı bittiğinde neden bazı düşmanlıklar ölümüne sürmüştü? Neden Sırplar hala Hırvatları kesiyordu?
neden Polonyalılar, Ukraynalıları, Ruslar ise her iki milletin binlerce masum insanını öldürüyor ve ya zorlu kış şartlarında acımasızca göç ettiriyordu?
Hangi aptal beyin iddia edebilirdi ki Arşı alemde bir Müslüman, bir Hıristiyan, bir Yahudi Tanrı vardır..
(bir de mezhepleri ekleyin, ooo ortalık ‘yaratandan’ geçilmiyor)
Bre dingiller! Bu üç din de ‘tek Tanrılı ‘ değil mi?
Oğlum siz mi salaksınız ? Biz mi?
Dini sebeplerle yeterince kan dökülmeyince bu sefer işin içine milliyetler giriyordu.
Slovaklar, ‘ne zaman çıktın ne zaman yüzmeyi öğrendin’ hesabı Bin yıllık Macar ulusunu hedef almışlardı. Hırvatlar, Sırpları istemiyordu, İtalyanlar ise ne Sırp, ne Boşnak, Ne Hırvat hiçbirine tahammül edemiyordu.
Bulgarlar, Yunanlıların yanı sıra Çingeneleri ve Romen vatandaşlara kök söktürüyordu. Yunanlılar, azınlıklara yeterince işkence edemediklerin kuşku duysalar gerek ki kendi vatandaşlarını dahi ‘Komünist’ ve ya ‘Komünist değil’ diye katl ediyordu. Komünistler kendi yandaşlarını ‘az komünist’ , ‘çok komünist’ diye ayrıca ayrıma tabii tutuyor ve onlarda beğenmediklerinin ense köklerine sıkıyorlardı.
Elinde silah olan için hayat bayağı güzeldi , geçerli iktidara, sisteme katılmalıydın, yandaş ve yalaka olmalıydın, o zaman istediğini vurabilir, öldürebilirdin… Bütün mesele buydu ve bu kadar basitti..
Savaşın sonunda Almanya haliyle ve haklı olarak baş savaş suçlusu ilan edilecekti. Peki ya Alman istilasını fırsat bilip yüz yıllardır yan yana yaşadıkları komşularını tavuk boğazlar gibi haince ve kalleşçe yok eden milyonlarca diğer Avrupalıya ne denecekti!!
Savaş öncesi Avrupa coğrafyasında yalnızca İspanya da iç savaş vardı, savaş sonrası Avrupa da ise Yunanistan, Baltık coğrafyası, Polonya, Macaristan, Bulgaristan ve Çekoslovakya kaynayıp duruyordu.
Fransa ve İtalya bile iç çatışmaları 1945 li yılların sonuna kadar tam olarak bastırmış değillerdi.
(gel de İsmet paşa Türkiye’sinin kıymetini bilme!!!, Allahın angutları….)
Her zalimin kendince haklı gerekçesi vardı,’ Daha önce onlar da zulüm görmüşlerdi, karşı zulüm ilahi adaletin tecellisiydi!’
İyi de bu iş nerde bitecekti?
Öç alıyorlardı da
.. esas suçlular çoktan saf değiştirmişleri, onlar yeni zulüm makinelerin uşağı olmuşlardı. İntikam yanlış insanlardan alınıyordu, ilahi adaletin zerresi söz konusu değildi. Asılmayı hak eden yüzlerce, binlerce savaş suçlusu şimdi ‘ İlahi adalet’ diyen şavalakların bir numaralı cellatları olmuştu.
EEE daha sonra… biz bu bir araba lafı niye ettik?