Prof. Dr. İsmail Tufan
Milletimiz kan ağlıyor, terör her gün kahraman askerimizin ve polisimizin kanını akıtıyorken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İmam Hatip Okullarını “şah damarımız” olarak nitelendirmesi belli bir zihniyetin manidar biçimde kendisini dışa vurmasıdır.
Milletin semaya yükselen bedduaları karşılık bulacak mıdır? Orasını Allah bilir! Ancak siyasi ihtirasların kurbanı haline gelen devletimizin geleceğinden kaygılanmamak, budalalıktır. PKK ile masaya oturup, sonradan “kandırıldık” demek, yönetim sorunu ve yöneticilik yeterliliği konularında bir sorun olduğuna işaret ediyor.
Ekonominin şah damarı Dolar ve Euro karşısında kan kaybeden Türk Lirası’dır. Geçim derdi artıyor, milletin sofrasından her gün bir parça daha yemek eksiliyor. İç barış giderek yerini iç savaş senaryolarına bırakıyor.
Devlet her türlü sosyalliliğini yitirmiş görünüyor. Sadece terör odaklı bir devlet haline geldi. Halkın sesine kulak kabartmıyor. Milletimizin beklentilerine cevap vermiyor. Devlet, iktidar hırsıyla hareket eden bir zihniyete teslim olmuş durumdadır. Savaştan ve kandan medet uman bu zihniyetin durdurulması şarttır.
CHP’nin bu zihniyete karşı fazla bir şey yapmadığı, hatta aynı zihniyetten medet umar hale geldiği intibaı yayılıyor. CHP’den ciddi bir atak gelmiyor. Bu kanlı ortamdaki yeri ve konumu hala belirsizliğini koruyor.
CHP terör sorununa nasıl bir çözüm getirmeyi planlıyor? Bugün bu sorudur önemli olan. Ama Kılıçdaroğlu sadece emekliler için neler yapacağından bahsediyor. Gündemi belirleyen terör ile nasıl mücadele edeceği konusunda hiçbir ciddi açıklama yapmıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın emellerine adeta alet olan CHP’den halkımızın beklentileri de giderek azalıyor. Böylece seçmenin de alternatifleri!
Benim gönlümde ise hala sayın Deniz Baykal açılımı vardır! Tecrübeli politikacımızın partiler üstü bir niteliği olduğuna inanıyorum. Türkiye’yi barışa, huzura kavuşturacak siyasi bilgisi ve tecrübesinden yararlanılması gerektiğine inanıyorum. Bu yüzden Sayın Cumhurbaşkanımızın da Deniz Baykal’ın bilgi ve tecrübesinden yararlanarak, ülkemizi daha güzel günlere taşıyacak olan planlarda rol almasını sağlamasının, faydalı olduğuna inanıyorum. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun bunu görememesini CHP açısından bir talihsizlik olarak kabul ediyorum. Elindeki değeri bilmeyen, bildiği halde kullanmayan Kılıçdaroğlu, ne CHP, ne de ülkemiz için parlak bir gelecek vaat edebiliyor. Bu yüzden siyasi kariyerine son vermesinin hem CHP için hem de Türkiye için bir kazanç olacağına inanıyorum.
Vasat politikacı bugünkü Türkiye’de iş yapamaz. Bugünün Türkiyesi, içte ve dışta istikrar arayan bir Türkiye’dir. Küreselleşmeyi ihmal etmeyen, doğası, kültürü ve ekonomisi ile küresel düşünen Türkiye olmalıyız. Ekonomik başarı artık yeterli değildir. Mars’ta suyun keşfedildiği bir çağdayız. Bilim, bilgi, demokrasi, hukuk, sosyal adalet kavramlarının çağdaş anlamlarını kavramadan, bunları masaya yatırmadan 21. Yüzyılda huzurlu bir Türkiye bekleyemeyiz.
Obama’nın dudaklarından çıkacak laflara göre bir gün önce başka, ertesi gün başka tepkiler veren politikacılardan medet umanların ülkesi haline geldik. Kendisi fikir üretemeyenlerin, başkalarının fikirlerine sarılmaktan başka yapacak hiçbir şeyi olamaz.
Tekrar Atatürk’ün fikirlerini ön plana çıkarmak zorundayız. “Yurtta sulh cihanda sulh” sözünün ne kadar önemli bir öngörü olduğunu, Atatürk’ün ne kadar ileri görüşlü bir asker ve devlet adamı olduğunu unutan ve unutturulan bir ülke konumundan kurtulmayı başaramazsak, Türkiye’nin geleceği sönüktür.
Bilim dünyamızın ne kadar bozuk olduğunu Erdoğan’ın “diploması” üzerine yürütülen ve bir türlü cevaplandırılmayan sorulardan da anlıyoruz. Her tarafa üniversite açmak kolaydır, ama o üniversitelerde bilim ortaya koymak zordur. Kaliteli bilim şu anda ülkemizde çok enderdir. Bilimde bir siyasileşme ve taraflaşma akımı öne çıkmıştır. Bilim insanlarımız bilimsel kariyer değil, siyasal bir kariyer peşindedir. Bilim insanları kendi geleceğini ülkenin geleceğine tercih eden bir görünüm sunmaktadır.
Türkiye hala AB’ye üye olmayı düşünüyor mu? Bu soruyu yıllardır kimse sormuyor. Tıpkı Atatürk’ü unuttuğumuz gibi bunu da unuttuk. Bizim için AB’nin bugünkü anlamı nedir? Müzakereler devam ediyor mu, yoksa sona mı erdi? Türkiye kendisini nasıl bir ülke olarak tanımlıyor? Demokrasiden yana mıdır, yoksa teokrasiden yana mıdır?
Sayın Deniz Baykal gibi duayen siyasetçilerimizin bu soruları çekinemeden masaya yatıracak güce ve cesarete sahip olduğunu düşünüyorum. Bizim “akil insanlara” ihtiyacımız yok. Bizim vatanperver, insancıl, barışsever, hoşgörü sahibi akıllı devlet adamlarına ihtiyacımız var.
Bütün partilerde böyle siyasetçiler var. Bunlar bir araya gelebilir ve ülkenin sorunlarını siyaset üstü bir platformda değerlendirebilir. Sayın Deniz Baykal’ın bu girişime öncülük etmesi, bence iyi bir başlangıç olabilir.