​Sosyal Devletin Vicdanı


Ayrıca yaşlıların güncel yaşam durumlarının algılanabilmesinde, ileri yaşlarda ortaya çıkan sorunları ve bunların toplumdaki algılanışını ve verilen sosyal tepkileri göz önünde bulundurmak şart. Değişimlerin ne zaman ve nasıl meydana geldiklerini, yönünü ve hızını bilmeden, gerekliyse bu süreçlere müdahale edilebilmek, mümkün değildir.

Türkiye’de yaşlıların yaşam durumlarındaki olumsuzlukların sebeplerinden biri, yaşlılık döneminin geçmişten bugüne uğradığı değişimlerin göz önüne alınmamasıdır. Sadece güncel sorunlara refleks türü tepkiler verilerek üretilmeye çalışılan çözümler, sadece geçici bir rahatlama yaratabilirler. Yaşlılığın çözümsüz ve büyük bir sosyal sorun olarak yaşanmaması için, toplumun yaşlanma süreçlerine müdahale etme yeteneklerini geliştirmesi gerekmektedir.

Sosyal dönüşüm, toplumsal koşulların temelden değişmesi, derin ve uzun mesafeli etkileri demektir. Bu özellikler yoksa sosyal dönüşümden söz etmek yersizdir. Bir taraftan köklü objektif değişimler dikkat çekiyor, diğer taraftan bunların yarattığı sübjektif yaşantıların da algılandığı bir dönemdeyiz. Bunlar sosyal dönüşümlerin özellikleridir. Mesela demografik yaşlanma hızında meydana gelen yükseliş, henüz yaşlanma ve yaşlılığın algılanışında köklü bir değişim yaratmadığından Türkiye’de yaşlanma olgusundan kaynaklanan bir sosyal dönüşümden söz edilmesini yersizdir.

Oysa Türk toplumunda böyle bir sosyal dönüşüme ihtiyaç vardır. Sosyal politikaların yaşlanma olgusundan kaynaklanan sorunlara etkin çözümler getirebilmesi için hem politik aktörlerin yaşlanma ve yaşlılığı algılayışında değişim yaratılması, hem de uzmanların gerontolojik bilgilerle donatılmaları kaçınılmaz bir sonuç olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu açıdan problem şudur: Gerontolojik bilgiye sahip uzmanlarımızın sayısı azdır. Bugün gerontoloji bölümlerinde görev yapan uzmanların hiçbiri gerontolojik geçmişe sahip değillerdir. Bu yüzden gerontolojik perspektiften de yoksundurlar. Gerontolojik perspektif demek, yaşlanma ve yaşlılığa gerontolojinin gözüyle bakabilmek demektedir. Bu ise gerontoloji bölümlerindeki kadrolara atanma yoluyla elde edilebilecek bir yeterlilik değildir. Ülkemizde en büyük eksikliklerimizden biri budur. Bu eksiklik giderilmedikçe Türk yaşlısının sorunlarını çözmede daima yetersiz kalınacaktır.

Sosyal dönüşümleri üretim biçimlerindeki ve teknolojilerdeki değişimlere dayandırarak açıklamak mümkündür. Bu açıdan bakıldığında yaşlılık,sosyal devlet sisteminin sağladığı güvenliğin gelişmesi olarak değerlendirilebilir. Şimdiye kadar Türkiye’de sosyal devlet, görev ve sorumluluklarını yerine getiremediği için yaşlılıkta sosyal güvenlik düşük bir seviyede kalmıştır.

Daha ziyade ailenin sırtına yüklenilen bir yaşlılık yükünü algılamaktayız. Politik aktörlerin aileye övgüler yağdırmaları, her ne kadar iyi ve güzel olsa da, bu davranışın ardında yaşlılık sorunlarının çözümsüz kalacağı mesajını algılamak gerekir. Politika, üstesinden nasıl geleceğini bilemediği için yaşlılığı aileyle bağdaştırıp, bunun vicdani yönüne atıfta bulunmaktadır. Oysa sosyal devlet, sadece milli iradenin değil, aynı zamanda milli vicdanın temsilcisidir ve ülkemizde milli vicdanı temsil eden bir sosyal devletin inşa edilmesi şarttır.